Tag Archives: hayat

Hayat Felsefesi

Geçenlerde bir instagram yorumu gördüm. “İhsan Doğramacı kim?” gibisinden. Adam öleli 7 yıl oldu ve adı hiç olmuş bile. Profesör olsan, üniversite kursan bile bir toz zerresisin sonuçta. Bu kadar önem vermeyin kendinize derim.

Çook eski bir fıkra vardır. Bir mevlevi ile bir bektaşi konuşuyorlarmış. Bektaşi sormuş : “erenler sizin cüppelerinizin yenleri neden bu kadar geniş?”

Mevlevi mütevazi bir sesle: “biz gördüğümüz hataları o geniş yenlerle örteriz. ya sizin yelekleriniz neden kolsuz?”

Bektaşi gülmüş: “biz hata görmeyiz”


Değerli yazar Sema Maraşlı der ki: İlişkinde ya haklısındır ya mutlusundur. Seç.



 

mutlu

-BEN MUTLULUK İSTİYORUM!

+Önce Ben’i kaldır. Bu egodur. Sonra da istiyorum’u kaldır. Bu da arzudur. Şimdi bak bakalım hayatında ne kaldı?

-MUTLULUK!


Dünya küçük bir top. Ömür kısa. Kendini geliştir. Senin benim yok. Herşey boş.  Örnek al. Şükret. Oku. Yaz. Sevin. YAŞA.

Yorum bırakın

Filed under aile, insan olmak, severim paylasirim

Ölmek var Dönmek yok

Antep’te mumkunse her Cuma değilse bayram arefesi ve bayramlarda mezarlıklar ziyaret edilir, temizlik bakım yapılır, dualar edilir. Bu yüzden bütün çocuklar mezarlık ve ölüme aşinadır. Üç ihlas bir fatiha yollarız mezarlıktan geçerken.
Benim çocuklarıma ölümü düşen yapraklarla bile anlatmışlığım var. Özellikle cenaze arabaları gördünüz mü yolda, bu iyi bir fırsat. Değerlendirin.

 

Çok küçük çocuklar için: 4-7 yaş:

Yaşayan her şey ölür. Yenileri gelir. Bir çok insan ölür ve bir çok da bebek doğar..
Ayağın büyüyünce, eskittiğin ayakkabıyı bırakıp yenisini giyiyorsun. Onu atıyoruz . Ama ayağını da beraber atmıyoruz.

Ölünce de seni sen yapan şey, canımız, ruhumuz öbür dünyaya geçiyor.

Aynı şekilde, artık ihtiyacımız kalmayan bedeni koyacak bir yer olarak mezarlıklar var. Ve ebediyete giden de ruhumuz oluyor. (12 yaş altı için fazlasıyla soyut bilgidir)

Ölmek için belli bir sebep olmuyor.. Yaşlanmakla da ölebilirsin. Hastalanmakla da. Onu bilmiyoruz. Aynı çizgi filmin bitmesi gibi, bazı filmler uzun bazıları kısa. Ama eninde sonunda biter. Hayatımızın ne zaman biteceğini önceden bilemeyiz.

Ölen kişiyi bir daha göremeyiz. O da bizi göremez. Ama eski ayakkabını, eski odanı nasıl hatırlayabiliyorsan, onu da hatırlarsın, o da seni bilir. Dua ederiz özledikçe.

Ölenler nereye gider? Cennete.

Ölenler orada buluşur ve beraber olurlar. Cennette bütün dileklerin gerçek olur. İstediğin her şeye sahip olursun, düşünmen yeter. O yüzden çok güzel bir yerdir. Herkes sever. Bunun için dua eder.

İlkokul çağı 7-12 yaş:

Dünyaya gelişimizin bir sebebi var. İyi insanlar olmak, Allahın emirlerini yapmak ve yasakladıklarını yapmamak. Bütün bunlar Kuran’da yazılı. Yaptığın her iyilik ve yapmadığın her kötülük için puan kazanıyorsun ve bunun adı SEVAP. Yaptığın kötülük ve yapmadığın iyilikler için de – puan kazanıyorsun ki onun adı da GÜNAH.

Bütün bunlar en küçük detayına kadar kayıt edilmekte. Öbür tarafa geçince de heeepsi hesaplanacak, artılar eksiler, yanlışlar doğrular birbirini götürecek.  Ceza çıkarsa cezanı çekeceksin, çıkmazsa hop cennete. Herkes bilerek bilmeyerek günaha girebilir, mesele o günahı bastıracak kadar iyilik yapabilmekte.

Her sevabın ağırlığı farklı olduğundan günde 100 tane iyilik etmekle bir tane önemli iyilik etmek ayni değerde olabilir. Hesaplama sabitini bilmiyoruz o yüzden elimizden gelen her iyiliği yapmamız lazım. Hiç bir fırsatı kaçırmamalıyız. Allahın cömertliği sonsuzdur.

 

 

 

BONUS

Yaşam Koçu diye bir şey var da Ölüm Koçu neden yok? Ben bugün bunu düşündüm.

2 Yorum

Filed under aile, insan olmak, kültür, severim paylasirim

Kederin Beş Kapısı

Bir teoriye göre, hayatımıza aniden giren kötü bir haberin verdiği keder ve kayıp duygusunu beş aşamadan geçerek yaşıyoruz.

Ben buna beş kapı diyeceğim. Kapılar farklı sıralarda olabilir ya da tekrar tekrar geçilebilir..

 

Kötü bir haber fotoselli olan ilk kapıyı açar.. İNKÂR

İnanamazsın.

Gerçek mi bu? Olamaz. Yalan. İmkansız. Daha dün…Hayır. Olmaz. Yanılmışlardır. Yanlış görmüşlerdir. Bu bir rüya. Başkasına sorayım. Bu olmadı. İnanmıyorum..

 

Ardından ikinci kapının tokmağı belirir: ÖFKE!!!!!.

Yok Deve! Neden ben? Ne yaptım ki? Şununki niye olmadı? Allah kahretsin biliyordum. Belliydi. Kahrolsun. Lanet olsun. Hay çççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççççç

küfür kıyamet. duvarlara yumruklar. morarana kadar bağırmalar. ağlama krizleri.

 

Üçüncü kapı sürpriz olarak hemen ayaklarının altında açılır: DEPRESYON

Artık böyle yaşayamam. Hayatım bitti. Hiç bir şeyin anlamı yok. Niye uğraşayım ki.. Bir daha hiç bir şey aynı olmayacak. Bu acıyla geçecek hayat, buna da hayat denirse..

Dibine düşersin.

 

Dördüncü kapı bir döner kapıdır. ara ara açılır. ara ara kapanır. PAZARLIK..

Allahım bak, bu böyle olmasın her gün dua edeceğim. Çok iyi bir insan olacağım. Şunu vereceğim. Bunu edeceğim. Söz. Bir tek, yeter ki.. Senin herşeye gücün yeter. Keşke şunu şunu yapmasaydım. Bunu bunu demeseydim…Ne olur..Yalvarırım.. Söz. Yemin ederim. Şimdiye kadar etmediğim dualara kılmadığım namazlara, ibadetlere çok pişmanım. Vallahi bundan sonra aksatmayacağım. hatta iki kat ibadet edeceğim. Hiç günah işlemeyeceğim..Yeter ki.. Ha? Olmaz mı? Bir işaret gönder.. Duamı kabul et. Bütün kalbimle diliyorum. Benim başıma gelmemeli, çünkü şu şu şu, değil mi ama? Bir mucize olsun ne var? Olmamış olsun sadece. başkasına ver. Ben çok iyi bir insanım. Bir sürü kötü insan var. Müslüman bile değiller onların başına gelsin.

 

Son kapı büyük bir kapı. Açılınca, cereyan yapar ve diğer kapılar çarparak kapanır. KABULLENİŞ.

İşte olgun bir insanla olmamış insan burada ayrılır..

“Peki. Demek ki kader buymuş. Nasip buysa, verene şükredelim, sayılı nefesimiz, devam edelim”

/

“ühü ühü ühü”

 

 

 

1 Yorum

Filed under kültür, severim paylasirim

Hayat Su bir icat daha yapmış: Katkat şişe

Ben bu icatları pek seviyorum. Daha önceki icatlarından birini daha yazmıştım, şimdikini de şimdi yazacağım. Aklıma özellikle üst üste istiflenebilmesi yattı. Hemen 4 tane aldım.

hayatsu

Dolaba şahane bir şekilde sığıyor, 3 litre soğuk su anında emrinde. Bu güzel.

İki taneden fazla üst üste istifleyemiyorsun, devriliyor, ona da razıyız diyelim.

Ufak tefek değilimdir, ancak basket topunu kavrayabilecek kadar büyük değil ellerim. Bu şişeyi de tutacaklarından zor kavrıyorum. Kim nasıl tutar kaldırır bunu bilmiyorum. Bu inovatif ancak biçimsiz fikre 60 puan verir kaçarım.

Bir daha da almam.

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, icatlar, iştahlı işler, severim paylasirim

Koşuşmalı Tombi’k

Ehe. Yoğuşmalı Kombi gibi. Bi de eşanjör var bi türlü cümle içinde kullanamadığım.. Buraya yazayım bari.

Güne erken başlasam da elim ağır biraz. İlla ki geç kalırım. Her yere ve her şeye.. Son dakikaların adamıyım. (Şu an çıkıp kızımı almam gerekiyor mesela, ben bunu yazıyorum. Hatta çayım da geldi. İlla sıkışarak olacak herşey, Allah’tan hızlıyım da Hermes gibi.. -amma saçma oldu aynı cümlede hermes.. neyse)

 

Sabahları evden çıkışım -lütfen Zihni Göktay telaffuzunu hayal edin.- “baskın yemiş zampara gibi”.  Ayakkabının teki ayağımda, araba anahtarı cebe, telefon bir başka cebe sokulmakta, montu koltuğumun altına kıstırmışım, kıç cebimde o gün yapılacak şeylerin sağa sola not alınmış kırpık kırpık kağıtlar, bi koltuğumun altından scart kablosu sallanmakta, elimde koca bir ikea çantası, içi o gün uğranılacak ve bırakılacak saklama kapları, ilaçlar, servise verilecek bozuk ürünlerle dolu. Saçıma tarak sürdüysem şanslıyım. Asansör aynasında kalem çekmişliğim vardır.. Ruj zaten arabada bi kırmızı ışıkta halledilir, acelesi yok!

Kızı okula eşimi Metro istasyonuna atıp günlük rutine başlıyorum. Dört evin bir oğluyum ben. Bu sabah mesela arabayı otoparka yıkamaya bırakıp (ki pişmanım) muhasebeciye ve notere gittim. Yeğenimin partisi için sipariş verdiğim folyo balonu sormaya uğradım, yol üzerinden bir çamaşırcı bulup evin erkeklerine iç çamaşırı aldım, kasaba uğradım köfte bitmiş, tavuk budu aldım bi ara fırınlayacağım, geçerken bir çingene bulup yılın ilk nergisini de aldım, kadın indirim de yaptı :))

Oradan eve dönüp bunları bıraktım, işe geldim. Kafamda deli yazılar, oturup neler neler yazacağım… (Mesela dün neler yaptığımı yazacağım, hangi dertlere deva olduğumu… Telefona ne kadar sinir olduğumu…Yeni aldığım cici Pebbloşumu anlatacağım.. Neler neler)

Nasreddin Hoca bir gün evden çıkarken “Hanııım, ben kahveye gidiyorum, bir saat sonra gelirim” demiş. Hanımı da içerden : “İnşallah de, beey!” diye seslenmiş. Hoca öfkenlenmiş, “ne inşallahı be? aha iki adım ilerde kahve, bi kahve içer, sohbet eder gelirim” çekmiş kapıyı çıkmış. Daha bahçe kapısında bir süvari çevirmiş hocayı. “Atın tayı yanında, ama yavaş gidiyor, yol uzun telef olacak, al şunu kucağına Akşehir’e kadar taşı çabuk” diye emir vermiş. Haydaa, ne yapsın Hoca, emir demiri keser, yallah etmiş tayı, atın tozunu yuta yuta taa Akşehir’e kadar gitmiş, yayan yapıldak geri dönmüş ki gecenin körü olmuş.Kapıyı çalmış .. “Kimdir o?” demiş kadın. Hoca bitkin bitkin “hanım İNŞALLAH benimdir” demiiş.

İşte ben de bu planımdan evvel inşallah demediğim için, bi girdim, bilgisayara manyak virüs kaptırmışlar, Smart Guard Protection diye.. Allahın bir belası. Söküp atana kadar bu saati buldum.

Yazılar da sonraya kaldı artık. Gideyim kızımı alayım, eve varayım, akşam yemeği, çocukların ödevleri, kendi hesap kitap işlerim, e malum ikinci üniversite işlerim, kahvem, yıkanacak çamaşırlarım, dikilecek düğmelerim, yamanacak çorabım, oynanacak oyunlarım ve izlenecek filmlerim var.

—————–

Her bilgisayara a) avast antivirüs kurun, b) bi ara sistem geri yükleme noktası oluşturun!!

20140103_194815

4 Yorum

Filed under aile, ben yazdım, insan olmak, severim paylasirim

Sevgili Hayat

Kısa ve güzel bir şeysin ama anlamadığım şeyler var Hayat. Neden iki cins insan var? Neden kadın-erkek eşit haklara sahip olmasın diyor öbürküler? Neden türlü türlü fikirler var?? Neden illa ki ya Beyaz ya Siyah taraftan olmak lazım? İnsanlar ömürlerini siyahlığa ya da beyazlığa vakfedip karşı tarafı öldürmeye debelenirlerken GERÇEĞİ nasıl da ıskaladıklarını görememeleri yazık değil mi?

Neden insanlar aç ve hala içki-sigara parası bulabiliyorlar?

Neden çocuğuna söz geçirip falan diziyi izlemesine mani olamayan anne, kanala dizinin saatini değiştirtmek için mail atıyor???

Neden benim hoşgördüklerim beni hoşgörmüyor?

7 Yorum

Filed under ben yazdım, soruyorum

Güzel bir şiir okudum…

İnsan yaşlandığını ne zaman anlar biliyor musun? İğneye iplik geçiremeyip, küçük yazıları okumak için kafayı arkaya atarak geriden baktığında.. :)

Öyle bir zamana geldim ki, birilerine rahmet okumadan bir bardak su içemiyorum..

Aileden iki üç kişi biraraya gelsek, telefonda sohbete girsek

“Rahmetli eniştenin bakkaliyesinde…” , “hiç unutmam rahmetli büyükbabamın…”, “rahmetli babamın dediği gibi…”

Eskiden bunları konuşmazdık biz. Büyüdük anlar hale geldik, kayıplarımızı anar hale geldik…

Dirilerimiz daha çok, hamdolsun, ama ölülerimiz de desteyle..Allah sıralı ölümler versin, cümlemize gecinden versin, ammaa elden ayaktan da düşürmesin…

 

Bu arada da bu şiir geldi buldu beni..

 

İHTİYARLIK

Yokuşa yüzün yok, inişe dizin,

Uzağı, yakını pek görmez gözün,

Sanki bize tarih oluyor sözün,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Ağrıdan sızıdan durmaz yakınız,

Çare arari sağa sola bakınır,

Az yese, çok yese hemen dokunur,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Yedek parçan olur iğne, şurup, hap,

Ne faydası var kii, ne yaparsan yap.

İflas etmiş ciğer, yorulmuş bir kalp,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Dizler titrer sonra belin bükülür,

Damarlardan sıcak kanın çekilir,

Saç sakal ağarır, dişler dökülür,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Ayakların baston ile üç olur,

Gençken koştuğun günler hiç olur,

Konuşsan suç olur, sussan suç olur,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Arkadaşın olur evde çocuklar,

Eşin dostun seni arada yoklar,

Torunların alır bastonu saklar,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

 

Biri ölüp ayrıldı ise eşinden,

Kalan gitmek ister onun peşinden,

Çıkaramaz hayalinden, düşünden,

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Ne çabuk geçiyor baharlar, güzler,

Zaman akımına uymuşuz bizler,

İnsan yaşlanınca ölümü gözler

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Yaşlılara değil yalnız bu sözüm,

Gençler de yaşlanır, darılma kızım,

Senin de buruşur elin ve yüzün

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

*

Elibol’un sözün, yabana atma!

Doğru yolu koyup, eğriye sapma!

Günahlardan sakın, harama bakma!

İhtiyarlık başa geldiği zaman!.

(Âşık İsmail Elibol)

 

1 Yorum

Filed under insan olmak