Category Archives: şikayetlerim

Kişisel Verilerin Korunması Kanunu/Güvenlik Endişesi / Paranoya sınırı

Denizbank’la bir işim var. Kredi diyelim. Krediyi vermek için benden bir dolu form imzalamamı istediler, aradan bir tanesini görünce durdum. Üzerinde muvafakatname yazılı. Onay verme anlamına geliyor. Neye onay verdiğimi merak ettim okudum. 

İMZALARSAM:

Banka A’dan Z’ye her türlü bilgimi {KİŞİSEL + FİNANSAL + MALİ  bilgilerimi yani..} alabilirmiş; 

Nereden alabilirmiş? {“kredi kayıt bürosu, Türkiye bankalar birliği risk merkezi, sosyal güvenlik kurumu, finansal kuruluşlar DAHİL kamu özel tüzel kişiler” yazılı. Bizzat bu yazının okuru olarak siz de dahilsiniz yani}

Ne yapabilirmiş?

ulaşmayı, talepte bulunmayı almayı, işlemeyi, öğrenilen her türlü bilgimin banka ana hissedarı (bir rus şirketi ki adını bile duymadım haliyle) ve iştirakleriyle (HANGİ İŞTİRAKLER????) paylaşmasına izin veriyormuşum.

Niye vereyim? Sebep ne?? Asla vermem.

Daha üç beş zaman oldu aptal saptal insanlar darbelenmeye kalktılar, kaç  kişi bunlar yüzünden işsiz okulsuz kaldı, hapse girip çıktı, sırf bankasında hesabı var diye adı FETÖ’cüye çıktı.Allah muhafaza. 

Dakika başı yok apple verileri hackleniyor yok saglık sistemi verileri internete düşüyor zaten hiç bir şeyin güvenliği yok bir de kendi elimle onay mı vereceğim?

Ben bu riski almak istemiyorum. Avukat lazım.  Bilişim Suçları kanunlarımız / unutulma haklarımız ne durumda ki? 

 

Kişisel Verilerin Korunması Kanununu incelemek için: Adalet bakanlığı

 

Koç Holding’in yayınladığı KOÇ HOLDİNG ANONİM ŞİRKETİ KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİ AYDINLATMA METNİ çok mantıklı geldi bu da burada dursun:

Kişisel Veri Sahibinin KVK Kanunu’nun 11. maddesinde Sayılan Hakları
Kişisel veri sahipleri olarak, haklarınıza ilişkin taleplerinizi, işbu Aydınlatma Metni’nde aşağıda düzenlenen yöntemlerle Şirketimize iletmeniz durumunda Şirketimiz talebin niteliğine göre talebi en geç otuz gün içinde ücretsiz olarak sonuçlandıracaktır. Ancak, Kişisel Verileri Koruma Kurulunca bir ücret öngörülmesi halinde, Şirketimiz tarafından belirlenen tarifedeki ücret alınacaktır. Bu kapsamda kişisel veri sahipleri;

• Kişisel veri işlenip işlenmediğini öğrenme,
• Kişisel verileri işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,
• Kişisel verilerin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,
• Yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,
• Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesini isteme ve bu kapsamda yapılan işlemin kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,
• KVK Kanunu’nun ve ilgili diğer kanun hükümlerine uygun olarak işlenmiş olmasına rağmen, işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması hâlinde kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme ve bu kapsamda yapılan işlemin kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,
• İşlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme,
• Kişisel verilerin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğraması hâlinde zararın giderilmesini talep etme haklarına sahiptir.

12/04/2017 editi:

Bir zamanlar feysbuk’u kasıp kavuran Mark Zuckenberg’in uykularını kaçıran:

“RESMILEŞTI DİKKAT!!!T.C. Başbakanlık Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün 16.02.2016 tarih ve 69471265-010-06/1955 sayılı Milli Güvenliği tehdit eden örgüt ve yapılarla irtibatlı kamu çalışanları hakkındaki Genelge (2016/4) Resmi Gazetede yayınlanmıştır. Ayrıca MİT Müsteşarlığı Sosyal Ağ Bildirgesi doğrultusunda Facebook’un güvenlik açığından ötürü hesabım üzerinde bulunan tüm verilerimin (IP, fotoğraflarım, paylaşımlarım vs.) çarpıtma yolu ve yasa dışı bir şekilde sahte kişilerce kullanılmasından ve doğabilecek tüm zararlardan ilgili Türk Ceza Kanunu maddeleri gereğince Facebook sorumludur. Bu hesabımdan başka bir hesabım olmadığını bildirir ve gereğinin buna göre yapılmasını tarafınıza arz ederim.NOT: PAYLASMAYIN DUVARINIZA YAPISTIRIN.”

salaklığı

ya da google play’de “Adıma yapılacak herhangi bir işlemden google play sorumludur.” angutluğu kadar şuna dikkat çekemedim ya ona da şaşırıyorum desem yalan. çünkü durumunuz yoktu okumadınız biliyorum…

9 Yorum

Filed under güvenli hayat, saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

Hiç Anlamadın Deli İnsan -ii-

Zamanında, 60’ların meşhur bir Türk şairi..

İntihar eğilimli, depresif, sorunlu bir insan. Zaten şair dediğin sorunlu olacak, his filan hissedecek (düz kadın ipeyk..benim için şiir divan edebiyatıdır. kendi matematiği müziği olan şiirlerdir.) Sokaklarda mahzun ve müseyin gezerken adamın biri gelir kendisine “hemşerim saat kaç acaba?” diyerek saati sorar.

Bu şairimiz ağır sinirlenir. Çünkü saat sormak yankesicilerin en bayağı numarasıdır, saftirik taşralılara saat sorar, adamın saatinin yerini beller, iki dakika sonra da bir biçimde yürütür.

“Ben saf mıyım? Enayi gibi mi duruyorum? Söğüşlenecek tip mi var bende? Saat sorulacak adam mıyım hüleayn” diyerek bi daha intihara teşebbüs eder. Kısa bir süre Bakırköy bîmârhânesinde müşahadede tutulur.

Bu bağlamda, adama hak vermemek mümkün değil.

Çünkü işin aslını biliyorsunuz artık. Olayın başına, tarihine ve adamın düşüncelerine aşinasınız.

Tek cümleyle birine özetlesen; “adama saati sormuşlar intihar etmiş”.. anlamaz kimse.

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Başlığın kısaltması “HADİ”.

Hadileyerek yaşam sürdürmek beni süründürüyor. Hadi canım. Hadi. Hadi gülüm, hadi bir tanem, hadi kızım, hadi oğlum, hadi bey..Hadi kardeş/birader/kanka/gülüm/aşkım/bebeğim/evladım…..

Bir şeyi bir kere söyleyince iyi.

“Bu kürdanı buraya koyma”

İkincide, tamam diyorum insanlık hali.. “Hadi” giriyor devreye.

Üçüncü.. ÜÇYÜZ???!!!!! ÜÇBİN!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Deliriyorum. Öfke bir alev gibi fışkırıyor.

“BİR kürdan için bu kadar kızılır mı?”

Lan. konu. 1. kürdan. de. ğil!

Binlerce kürdan! Bin kere söylenmiş bin farklı kürdan konusu binbir olunca bardak taştı işte. BU kürdan değil genel olarak KÜRDAN KONUSU. Tansiyonum fırlıyor, elimde silah filan olsa vururum kesin. Öyle kararıyor gözüm.

Ve bunun gibi 1001 konuda 1001 şeye sinirleniyorum. Çok birikti. Çok fena ve fazla birikti.

Ve hatta şu da var,

 

En son gayet huzurlu başlayan kısa bir telefon görüşmesinin sonunda tansiyonum 16’yı geçti burnumdan kan akmaya başladı. Ne zorum var benim? Baktım olmuyor bakmıyorum. Yazık bana, ölmemeye gayret etmem lazım.

İnsanlar şu ya da bu şekilde, beni Bakırköylük edecekler bir gün. Mars’a gidem ben.

 

 

(Gözünü açtığın andan itibaren aksaklıklar, inanılmaz salaklıklar yağmur gibi yağıyor, ister istemez beyin kanamasından ölmemek için öfke kontrolü ve sabır öğrenmek zorunda kalıyorsun. Trafik başta olmak üzere, pekala mantıkla çözülecek hatta baştan mantık kullanılsa hiç ortaya çıkmayacak bir çok mini mini sorun insanlar tarafından düzenli olarak, aynı anda ve sürekli yaratılarak devasa bir çığ gibi maruz bırakıldırılıyor. evet ben uydurdum. sonra ipeyk niye sinirli.)

 

1 Yorum

Filed under aile, çevre, çocuk, insan olmak, kültür, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

“biz bebek yapabiliyoruz, ya siz?”

Hafif.org’a zamanında yazdığım yazıları sitenin kapanması nedeniyle buraya aktaralım bari.

12 Aralık 2006 16:40

“biz bebek yaptık,hadi bakalım,senin var mııı?” demek değil bu!

Bey yazmaya elim varmıyor ama, ŞÖFER beyler, biz diğer sürücülerin arabalarımızın arka camına astığımız baklava dilimi şeklindeki sarı levhada “BABY ON BOARD ” yazıyor ya ecnebice; (ben bir de “bebek var” çıkartması yapıştırdım, okuma bilebilenler için!) o demektir ki, “ARABADA BEBEK VAR “.

O sarı baklava dilimindeki yazıda geçen “baby” kelimesini anlamadın madem, az dikkat etsen Türkçesi de öbür köşede yazılı: “BEBEK VAR” güzel kardeşim. Bu bizim üreme yeteneğine sahip olduğumuzun bildirisi değil.

Gerçekten bebek var ve sen arkamda kornanı anırtınca korkabiliyor masum…Sabırlı olun, dibimize sokulup kornanıza abanmayin; Rabbim bize de göz vermiş, görüyoruz elbet, ilerleme fırsatı olsa ilerleyeceğiz, sizin önünüzü tıkamak gibi bir sabah sporumuz yok bizim.Biz de işimize gücümüze gidiyoruz.

Sen aracına memleketinle, sevdiklerinle, takımınla, inançlarınla ilgili muhtelif şeyler yapıştırmasını biliyorsun ya, bizler de bunu yapıştırdık…Sinirlendirmeyin beni.

Haa, bir de…Diğer şehirlerde nasıl bilmiyorum ama özellikle İstanbul minibüs şöförlerinin –daha açıkçası Anadolu yakası minibüsçülerinin- trafikte hiç bir şeye aldırmamalarına deli oluyorum. Ne kırmızı ışık, ne dönülmez işareti.. Hiç bir şeyi tanımazlar.

Yol keser, yol vermezler. Trafiği aksatma kaygısı duymadan caddenin tam ortasında durup, yolcu indirir bindirirler.

Sağa, kaldırıma yanaşsa arkada bekleyenler geçip gidebilecek. Ama ne lüzumu var? Beyefendi tekrardan sol şeride geçme zahmetine girmemek için ortada durur, işi bitince devam eder gider.

Ha, kaldırımda dikilenlere uyguladıkları taciz de iğrençtir. Taa uzaktan selektör yapıp yaklaştıkça da hız azaltmaya ve korna çalmaya başlarlar. Kaldırımdaki kişi salak olduğundan gelenin minibüs mü deve mi olduğunu kendi başına anlayamaz ya, şöför ses ve ışık gösterisi ile yolcu adayına kendini beğendirmek çabasındadır. (Minibüste yer olup olmamasının bu taciz çalışması ile hiç bir alakası yoktur.)

En sonunda gelir önünüzde durur, kapıyı açar, işaret filan etmemiş olmanız önemsizdir. Sırf karşı kaldırıma geçmeye çalışıyor bile olsanız, şöför için kaldırımda duruyor olmanız yeterlidir. Bineceksinizdir ama kendiniz bunu henüz bilmiyorsunuzdur. Yeterince azimli bir şöföre denk gelmediğinizden kaldırımda dikilmektesinizdir.

Son olarak… ayakta gitmek için para ödemeye razı olan insanlar yüzünden toplu taşımacılık berbat halde.

 

6 Yorum

Filed under çocuk, güvenli hayat, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Bir an bile beklemeyin

Google Play’den oyun indirip oynuyorum. En sık gördüğüm yorum:

“Bir yıldız verdim çünkü oyun İngilizce”

“Türkçe dil desteği istiyorum”

“Türkçe olsa belki oynardım ama siliyorum”

 

Bir şeyi bulup geliştiren adam onu elbette kendi dilinde yapar.

İlk aşama olarak her gün bir kelime öğrenseniz bir yılda 300 kelime eder. En sık kullandığınız 10 kelimeyi bir yere not edin, karşılığını yazın. Öğrenmeye başlayın. Kaç yaşında olursanız olun her gün 3 yeni şey öğrenin. Biri de yabancı bir dilde bir kelime olsun.

Kezâ diziler filmler.. “Türkçe alt yazı malum ortamlara düşmeden” izleyemiyorlar. Lise mezunu herhangi bir insan bir diziyi izleyemiyorsa burada bir ayıp vardır. Okula “not” için gidip gelen ve sadece takılan gençler olarak birşeyler öğrenmemeniz normal aslında.

Öğrenin.

İkinci aşama: daha iyisini Türkçe üretin/yapın/kodlayın/çekin/yazın. Millet sizin dilinize mecbur olsun. Gurura bak.


Dünya dev bir şehir gibi. Milli giysiler, yemekler, etiketler, saç kesimleri bile siliniyor. En kuytu köşelere giriyor internet ve insanlar ticaret kolaylaştıkça kendilerine dayatılan gibi değil istedikleri gibi yaşamaya başlıyorlar.

Herkes bir kot bir t-şortla bir spor ayakkabı ile takılıyor. BİR oluyoruz. Bu arada vırt zırt söylendiği gibi “kültürel erozyon” ivmeli olarak ilerliyor. Kendimizi, dilimizi ve adetlerimizi yitiriyoruz. Gelişmenin bedeli. olsa yine iyi. Gelişemiyoruz da.

Kendi müfredatım.. :

1. Türkçe. Tarihte Türkler ve Türkçe eserler kısaca özetlendikten sonra.. 1900-2000 arası yayınlanmış herşey burada incelenmek zorunda. Büyük Türkçe Sözlük baştan aşağı okunup öğrenilecek.

2. Dünya (hem ülkeler coğrafyası hem yıldızlar ve güneş sistemi)

(çevre,yabancı diller,genel görgü vb) bir tür sosyal bilgiler.

3. Matematik. Temel matematik. İlerisini öğrenmek isteyen o dersi ayrıca alır. 4 işlem, oran-orantı(tek bilinmeyenli denklem) ve yüzde hesapları yeterli.

4. Bilişim. Cihazlar vasıtasıyla iletişim ve bilgi edinme.

5. Spor ve sosyalleşme

6. Müzik ve dans

7. Sanat ve tasarım.

8. İnanç eğitimi sadece ailede verilmelidir. Tek bir kitabımız var, tek bir uygulama ve açıklama kitabı yazılıp bütün kavram kargaşasını sadeleştirmek ve oradan ilerlemek lazım.

Belki devamını da yazarım.

Yorumlarınızı bilmek istiyorum. Bugün sıradan bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için gereken neler var?

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, Diğer, internet, soruyorum, şikayetlerim

Pazarr: Kediler yazı yazar

Pazar yazısı 1:

Binyıllardır insanlar hafta boyu çalışıp ürettikleri meyveyi sebzeyi, aldıkları yumurtayı, yaptıkları ekmekleri, yoğurdu, peyniri, testileri, sepetleri, ördükleri çorapları, dokudukları kilimi ıvırı ve zıvırı haftada bir gün en yakın kasabaya götürüp satmaya ve karşılığında üretemeyip de ihtiyaç duydukları kazandır, kepçedir, ilaçtır, don-tuman ne varsa satın alıp akşamına da köye dönerlerdi.

Bunu kasaba meydanında yarattığı hareketlilik ve alış veriş nedeniyle kasabalılar çok sever. Pazarın kurulduğu gün kasaba şenlenir, dükkanlara hareket bereket gelir. Genellikle Pazar günleri kurulan bu meydan avm’sine bu yüzden Bilmemnere pazarı denir. İpliği pazara çıkmak, pazara inmek, bayramdan önceki son pazarda panayır kurmak, pazar yeri, pazarlık hep geleneksel (ve aslında küresel, çünkü her küçük yerleşim birimi bunu yapar) köy-kasaba kaynaklı terimlerdir.

Onu bırak tembel atalarımız sayesinde günün adı Pazar olmuştur. “Pazarın kurulduğu gün” işte. Ertesi günü de pazarertesi. Aman ne yaratıcı. neyse.

Oradan ipek yolu mipek yolu derken “bazaar” olarak avrupaya taşınmış ve kapalı-çarşı türü alış veriş yerleri bazaar olarak adlandırılmıştır. Avrupada kurulan pazarlara Market denilmekte, günümüzde de gayet hoş şartlarda sürdürülmektedir.

Bizde bir adım ileri gidilememiş olup, en büyük şehrimiz İstanbul’da haftanın her günü bir semtte pazar kurulmaya devam etmekte. Hatta adını PerPa-SalPa ve hatta hatta sosyete pazarı olarak ilan etmekte!

Bu da beni canımdan bezdirmekte. Ana caddeleri, sokakları sabahın köründen gecenin körüne kadar işgal eden, bağlantılı sokakları da nakliye araçlarıyla tıkayan; arkalarında dağ gibi çöp bırakarak ortadan kaybolan ve bir de gece saati belediye temizlik işçilerinin sokağı temizleme gailesiyle kilitleyen pazarları sevmiyorum. O kadar pazarcının ihtiyaçlarını nasıl gördüğü, elini yüzünü nasıl yıkadığı gerçekten merak ettiğim bir konu. Hijyen nerede?

Satılan ürünlerin yüzde yetmişi giyecek ve ev gereçleri. Perde satan var! Pazarda yalnızca taze meyve-sebze, o da organikse, köylünün getirip sattığıysa olabilir. Halden bir kamyonet patates getirip pazarda satmanın nesi manalı? Ne ucuz, ne de kaliteli. Ayrıca açıkta satılan, hava koşullarına maruz kalan proteinlerin ne hale geleceğini tahmin edersiniz.

Belediyeler bundan gelir elde ediyor olabilir ancak halk sağlığı için yanlış bir uygulama. Kalp krizi geçirsen eve ambulans gelemiyor. Ev yansa itfaiye sokamazsın caddeye. Trafik yüzünden eve gidemiyoruz akşam. Manyakça. Niye? patates sovan. Oldu.

Belediyeler bunu bıraksın artık. Pazarlar yasaklansın. Organik ve gerçek üreticiden gelen malların satıldığı akar suyu, tuvaletleri bulunan, soğuk hava depolu, otoparklı, temiz, bölge sabit pazarları kurulsun. Çorap ve eşofman satıp eve ekmek götürmek isteyen küçük girişimcilere ayrı, günlük kiralanabilir mini dükkanlar ayarlansın.

Hiç olmazsa bu pazarlar gerçekten pazar gününe alınsın ve OKUL BAHÇELERİNDE yapılsın!

Okulun kocaman bahçesinde stand açsın satışını yapsın, tuvaletleri kullansın ve çıkmadan önce de bölgesini temizleyip gitsin insanlar. Okula da bağış olur ne güzel.

Çok zor değil. Ama becerecek adam lazım. Kendi belediyeme duyuru yapayım dur. Hatta change.org sayfası açayım!

 

1 Yorum

Filed under alışveriş işleri, çevre, insan olmak, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

Dibizot(*)

Paypal Türkiye’de Paypal Nakit diye bir deneme yaptı. Tutmadı. Şimdi, Kartı ilk alırken ödenen 5’er lira depozitoları “1 Haziran’dan itibaren TEB’den geri alabilirsiniz” diye mesajlar göndererek müşterilerine olan hürmetini gösterdi.

Garanti bankazındaki hesaplarımı kapatmamın yan etkisi OGS’nin de iptal olması ancak benim ertesi günü OGS’den geçiş yapıp cezalı duruma düşmem oldu. OGS içindeki 30 lira bir ay sonra hesaba yatacakmış.  OGS var. İçinde para var. Para yatırınca bir saniyede OGS bakiyesinde gözüküyor ama iptal edince, para yok oluyor.. Bir ay sonra ortaya çıkıyor. Neden? Belirsiz… “Sormaver”

OGS’ye verdiğim 40-60 TL arasındaki depozito da buhar olmuş bak sen şu işe. Cihaz benim olmuş. E sattınız o zaman? Yok. E geri verin depozitomu?!? No. Gitti. Yor maney, caney caney caney.. Bildiğin garantibankazı.

HGS aldım ne yapayım.. Elde kalan OGS cihazı nedir ne işe yarar peki? Söktüm attım bir kenara. O kenar da acaip doldu taştı ama yani. Bir zamanların Cine5 rezaleti gibi, yarın bir gün “üzerinize kayıtlı cihazı teslim etmediğinizden 1000 lira ceza ödeyin” çıkarmasalar diye binbir çeşit edevat saklıyorum. . Bak mesela Digitürk bağlamaya gelen adam internetin ara kablosunu (ucu kalın olan usb gibi bişey) kullanmış, kendi kablosunu geri götürmüş. Ben eve gidince aydım.. Şimdi onu iptal ettirince “vay bizim badem gözlü kablomuzzz” diye davası çıkacak biliyorum. Of.

(*) : Antep ağzı Depozito.

Yorum bırakın

Filed under araba, saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim

Şikayet Silsilesi

(bir evvelki yazıyı okumadan bunu okumayın)

Rahmetli büyük babamın bir anısını yazmıştım daha evvel burada da yeri geldi tekrarlayayım…

 

1950’ler… Kış günü, havalar soğuk, evde geceleri tek eğlence akraba ziyaretleri. Büyük halalar, bizimkilere oturmaya geliyorlar. Büyükbabam askerlik anısını anlatıyor…

Güya büyükbabamın askerliğini yaptığı yere yüksek rütbeli önemli bir kişi teftişe gelmiş. Teftişi beğenmemiş, “biz size şu kadar ödenek çıkardık, şu şu şu işler niye olmadı/kötü oldu” diye sormuş başçavuşa.. Başçavuş hemen “arzedeyim komutanım, bakınız şöyle” diyerek, sırada hazırolda bekleyen askerlerine dönmüş, en baştakine yerden bir topak çamur almış vermiş, “elden ele yanındakine ilet” demiş.. Sıranın sonundaki askere geldiğinde o bir kiloluk çamur kütlesi bilya kadar kalmış.. Sıradaki herkesin eline biraz bulaşmış çünkü…

Ertesi hafta da büyükbabamlar akşam oturmasına bacısıgile gitmişler. Laf lafı açmış.. Enişte kişisi, “bak abi sana askerde başımdan geçen olayı anlatayım” diye başlayıp AYNI hikayeyi anlatmasın mı? Ama bir farkla, bu sefer başçavuş yerden çamur almıyormuş, mutfaktan hamur getirtiyormuş.

Büyükbabam öfkelenmiş.. “birincisi o hikaye benim askerde başımdan geçti, ikincisi daha geçen hafta anlattığım hikayeyi bana mı satıyorsun, üçüncüsü de o hamur değil çamurdu” demiş. Bunlar hamur idi-çamur idi epeyce laf dalaşına girmişler o günden sonra.. :)))

Bir süre daha sonra büyük halayla bizim aile arasındaki bir miras meselesi yüzünden tartışma çıkıp/küsülüp hiç görüşmediklerinden onlardan kimseyi tanımıyorum. Büyükbabam ben 7 yaşındayken vefat ettiğinden olayı üçüncü, dördüncü ağızdan dinlediğim gibi aktarmaktayım, vebali söyleyenin boynuna artık)

*-*-*-*

Bi de fıkra sıkıştırayım da öyle bağlayayım olayı:

Adam camdan bakıyormuş, yolun kenarında iki işçi harıl harıl çalışıyor. Biri bir kazmayla küçük çukurlar açıyor, hemen arkasında bir başka işçi aynı çukuru geri kapatıyor?!?

Dayananamamış inip sormuş.. “Napıyorsunuz siz yahu?”

İkinci işçi küreğine dayanıp “abiciğum şimdi piz belediyede işçiyuz.  Habu kaldırıma komple ağaç tikeyruz.Cemal eşiyor çukuru, Yunus dikiyor hau fideyi, pen de kapatayrum üstünü. Lakin bugün Yunus hastadur işe gelmedi.”

*-*-*-*

İki gün önce kaldırım çalışması yapıyor belediye işyerimin önündeki kaldırımda.

Biri önden tam ortadaki kaldırım taşını kaldırıyor, eğretileme yerleştiriyor; arkadan gelen ekip de ne koyuyorsa altına artık, koyup taşı geri yerleştirerek cadde boyunca ilerliyorlar.

Fıkrada yaşadığımız için bu heriflerin aklına açtıkları çukurun başına uyarı levhası dikmek gelmiyor. tas1.jpg

ipeyk elbette laap diye taşa takılıp yere kapaklanıyor. (ufak tefek morluklarla geçiştirdim Allaha şükür. Niyeyse iki omzum birden ağrıyor onu da masajla fısfısla geçiriyoruz.)

Derhal çukurun başına bir uyarı dikip, belediyeye hem telefon ettim hem whatsapp hatlarından mesaj attım. Bi sms attılar; bir rakam verilmiş bana. Şikayetimi oradan takip edebilirmişim..Görebildiğim kadarıyla Fen İşlerine kadar ulaşmış mesaj.. ulaşırken yolda kimlerde elden ele, dilden dile geçmişse, kimlerin kulağına girerken kayıplara uğramışsa artık, bu sabah saat tam 8:00’de biri beni aradı. (sekizde!!)

sekizde.jpg

  • Kaldırımı şikayet etmişsiniz?
  • evet
  • adres yok burda nereye gelelim bayan? kaç numaranın kaldırımı yapılacak? nerenin önü bu?
  • kaldırımda bir şey yok. siz kaldırımı yapmak için mi emir aldınız?
  • kaldırımda çukur varmış şikayet etmişsiniz???
  • vardı ben düştüm, sonra da kapadılar.. konu sizinle ilgili değil beni yetkili biri arasın
  • tamam iyi günler

olay bu kadar şimdilik.

delirme de dur..

 

 

 

2 Yorum

Filed under saçmasapanlıklar, soruyorum, şikayetlerim