Category Archives: OKUL

TEOG İSTANBUL ANADOLU YAKASI LİSE YÜZDELİK DİLİM SIRALAMASI 2017

UMARIM İŞİNİZE YARAR

kaynak: MEB E-OKUL

İlçe Tercih Kodu Okul Adı YÜZDELİK DİLİM (EYP) YÜZDELİK DİLİM (EDP)
ÜSKÜDAR 79738 Hüseyin Avni Sözen A.L. 0,02 0,72
KADIKÖY 81094 Kadıköy A.L. 0,06 0,76
KARTAL 75671 Burak Bora A.L. 0,18 1,18
KARTAL 75679 Burak Bora A.L. 1,19 1,51
KARTAL 79055 Köy Hizmetleri A.L. 0,38 2,17
MALTEPE 75199 Maltepe A.L. 1,14 3,31
MALTEPE 85554 Kadir Has A.L. 1,59 3,78
KARTAL 79219 Kartal A.L. 1,77 4,12
ÜMRANİYE 79227 Ümraniye A.L. 1,79 4,74
ÜSKÜDAR 83725 Çağrıbey A.L. 2,52 4,85
ÜSKÜDAR 83010 Üsküdar Ahmet Keleşoğlu A.L. 2,84 5,33
TUZLA 75170 Behiye Dr.Nevhiz Işıl A.L. 0,89 5,64
KARTAL 79224 Kartal A.L. 3,12 5,92
KADIKÖY 77309 Mustafa Saffet A.L. 3,06 6,17
ÜSKÜDAR 83008 Üsküdar Ahmet Keleşoğlu A.L. 4,35 6,65
KADIKÖY 78031 İstanbul A.L. 2,57 6,74
ÜSKÜDAR 76682 İstanbul Üsküdar Lisesi 3,9 7,15
KADIKÖY 75306 Hayrullah Kefoğlu A.L. 2,52 7,24
MALTEPE 75066 E.C.A Elginkan A.L. 2,58 7,39
PENDİK 79711 Pendik Fatih A.L. 2,55 7,87
KADIKÖY 81166 Göztepe İhsan Kurşunoğlu A.L. 3,19 8,02
ÜSKÜDAR 80133 Hacı Sabancı A.L. 3,5 8,28
KARTAL 87168 Fatin Rüştü Zorlu A.L. 2,33 8,39
KADIKÖY 76026 İstanbul Kadıköy Lisesi 6,05 9,5
KARTAL 75011 Semiha Şakir A.L. 6,6 9,82
ÜMRANİYE 88352 Nevzat Ayaz A.L. 4,97 9,83
ÜSKÜDAR 75939 Halide Edip Adıvar A.L. 5,49 10,16
PENDİK 79488 Kırımlı Fazilet Olcay A.L. 6,06 10,83
KARTAL 87294 Hasan Ferruh Özgen A.L. 6,15 11,07
ATAŞEHİR 76328 Ataşehir A.L. 5,38 11,25
MALTEPE 75243 Küçükyalı Rezan Has A.L. 4,36 11,92
ATAŞEHİR 85648 Habire Yahşi A.L. 5,03 12,19
ÜMRANİYE 76318 Asiye Ağaoğlu A.L. 5,45 12,36
TUZLA 86039 Mehmet Tekinalp A.L. 2,3 13,1
ÜMRANİYE 79521 Erkut Soyak A.L. 7,76 13,33
KARTAL 86597 Türk Kızılayı Kartal A.L. 8,54 13,49
KADIKÖY 88479 50. Yıl Tahran A.L. 9,92 13,95
KADIKÖY 87884 Kazım İşmen A.L. 10,18 14,41
PENDİK 77418 Gülizar Zeki Obdan A.L. 8,13 14,69
ATAŞEHİR 85412 TEB Ataşehir A.L. 7,55 15,47
KADIKÖY 89936 Kemal Atatürk A.L. 7,19 15,51
ÜSKÜDAR 79201 Çamlıca Kız A.L. 6,07 17,15
PENDİK 77028 Pendik A.L. 8,93 17,41
ÇEKMEKÖY 85073 Güç Kardeşler A.L. 6,96 17,47
ATAŞEHİR 79733 Mustafa Kemal A.L. 11,4 17,59
SULTANBEYLİ 78549 Türk Telekom Şehit Murat Naiboğlu A.L. 5,24 17,78
KADIKÖY 75359 Fenerbahçe A.L. 9,46 18,1
TUZLA 77196 Tuzla A.L. 11,84 18,11
KADIKÖY 88490 Suadiye Hacı Mustafa Tarman A.L. 9,56 18,38
ÜSKÜDAR 80738 Kandilli Kız A.L. 4,28 18,41
ÜMRANİYE 84242 Ümraniye Merkez A.L. 6,24 18,63
MALTEPE 84497 Atilla Uras A.L. 12,28 19,42
ÜMRANİYE 76303 Atakent Şehit Selçuk Paker A.L. 13,83 20,06
ÇEKMEKÖY 80235 Özden Cengiz A.L. 4,46 20,2
KARTAL 79184 Süleyman Demirel A.L. 13,62 20,79
MALTEPE 78896 Ertuğrul Gazi A.L. 13,41 21,51
ÜMRANİYE 79635 Eczacı Neşem Özlen Güray A.L. 17,39 22,38
ÜSKÜDAR 76218 Burhan Felek A.L. 12,78 22,45
TUZLA 76380 Tuğrul Bey A.L. 14,94 22,59
ÇEKMEKÖY 86271 Hüsnü Özyeğin Vakfı Alemdağ Tunç Çapa A.L. 12,68 23,44
PENDİK 77381 80.Yıl Nuh Çimento A.L. 15 23,95
SULTANBEYLİ 78230 Hüsnü M. Özyeğin A.L. 5,45 24,35
KADIKÖY 86876 Erenköy Kız A.L. 16,01 25,04
BEYKOZ 87807 Celal Aras A.L. 9,53 25,54
ATAŞEHİR 76331 Aşık Veysel A.L. 13,54 25,61
SANCAKTEPE 84346 Sancaktepe A.L. 8,93 26,41
PENDİK 79233 Alparslan A.L. 15,23 26,55
ÇEKMEKÖY 85271 Mehmetçik A.L. 15,01 27,55
PENDİK 80267 Kurtköy A.L. 9,67 28,94
BEYKOZ 87222 Paşabahçe Ahmet Ferit İnal A.L. 10,56 29,18
BEYKOZ 86437 Beykoz A.L. 13,66 30,17
KARTAL 77325 Hacı Hatice Bayraktar A.L. 13,58 30,3
PENDİK 79418 Tarık Buğra A.L. 14,87 30,38
SULTANBEYLİ 79037 Sultanbeyli A.L. 21,84 30,43
ADALAR 79269 Heybeliada A.L. 5,57 31,57
MALTEPE 82540 Orhangazi A.L. 7,59 31,62
BEYKOZ 75751 Fevzi Çakmak A.L. 19,44 32,18
BEYKOZ 82664 Prof. Dr. İbrahim Canan A.L. 19,42 37,54
ŞİLE 81609 Ağva A.L. 10,76 39,66
ÜSKÜDAR 81231 Haydarpaşa Lisesi    
Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under araştırdım, çocuk, OKUL, severim paylasirim

Ortaokul Mezuniyeti

Allahıma şükür bu güne eriştik. Kızımın ortaokuldan mezun olduğu yıldayız. Dün gece de bir otelde “mezuniyet balosu” vardı.

Ozellikle kızlar için konuşacağım. Boyun benden uzun olabilir ancak, bir erişkin değil 14 yaşında bir ergensin. Hepimiz biliyoruz yani. O yüzden 15 punto topuk ve nişan tuvaletinden hallice kostümler ve yirminci dakikada akmaya başlayan lady gaga makyajı komik duruyor. İleride çok vaktin var, hevesini ileriki yıllarına sakla derim.

İdeal etek boyu bütün gece tepineceğinizi de hesaba katarak dizin 4 parmak altı. Mutlaka çorap giy, yedek de al. Hatta yedek babeti de al yanına. gece uzun ve müzik yahşi..

uzun etek ya da arkadan kuyruk pistte illa ki birilerince basılıp yırtılıyor. Çok mini ve dar elbiseler de halayda acayip zorluk yaşatıyor.

dekolte. kıvamında güzel. straplez (strapless) yani askısız çok kullanışsız. yer çekimiyle iniyor.

erkekler.. takım elbise altına spor ayakkabı giyebilirsiniz. yeter ki mükemmel durumda olsun. cebinizde mendil bulundurun. selfi çekmeye çalışan kızlara yardım teklif edin. ilk dans için annenizi kaldırın, ölmezsiniz. öküzlüğün lüzumu yok.

kenarda oturup somurtma, kalk ve kimse izlemiyormuş gibi dans et. bu senin kurtlarını dökme gecen :) tebrik ederim.

2 Yorum

Filed under OKUL

1985 Anadolu Lisesi – 2016 TEOG

Kızım TEOG sınavına girecek önümüzdeki hafta. Ona ve herkese güzel bir anımı yazayım dedim.

Bizim zamanımızda ilkokul 5 seneydi ve ondan sonra iki aşamalı bir sınava girerdik. Kazananlar çok prestijli Anadolu Lisesi öğrencisi olurdu, hatta sonuçlar gazetede ilan edilirdi. Kazanamayan düz ortaokuldan liseye devam ederdi. Anadolu liselilerin “ama biz bir sene hazırlık okuduk” diye bir sloganı vardır mesela. O bir senede adam akıllı İngilizce öğretirler sana ve yıl sonunda da 100 soruluk bir sınavla kontrol edilir. 70’in altında alan sınıfta kalır.

4 yaşında okuma-yazmayı sökmüş bir insan olarak ilkokulda anormal sıkıldım. Çok iyi bir öğretmenim vardı beni hiç zorlamadı. Anadolu Lisesi sınavlarında çok da yüksek başarısı olan, popüler bir öğretmendi ve sınıfındaki AS öğrencilerden biri bendim. İlk 3 sınıfı okuttuktan sonra da cart diye emekli oldu. Kaldık mı iyot gibi açıkta?

Yeni bir öğretmen geldi ama o sınıfın bazı velileri (ve babam) çocukları alıp ikinci en iyi öğretmene aktardı. İkinci en iyi öğretmen zaten ilk üç senede peylediği 10 kişilik bir AS öğrenci grubu ile çalışıyordu. Sınıfın kalanı kendi yağında kavrulurken öğretmen o 10 kişiye evinde özel dersler, okulda herkesin aldığı Bilgi-Başarı Testi dışında kitaplar/sorular, kastırmaktaydı. Dördü harala gürele geçtim. Karne 5, sorun yok.

Beşe geldik. Öğretmen abandıkça abandı kendi grubuna. Ben, yarı disleksik, 1,5 derece miyop ama bunu kimsenin fark etmediği, tahtayı göremeyen ve bütün arkadaşlarını da diğer sınıfta bırakmış yapayalnız İpek olarak, uzun boyluyum diye en arka sıraya sürüldüm. Kulaktan dolma ne öğrenebildiysem işte idare ettim.

İlk sınava girdik. Bütün sınıfta sadece bir kişi kazanamadı. AS grubundan bir arkadaş. ŞOK!

İkinciye girdik. Bütün sınıfta sadece iki kişi kazanabildi. Yes. Biri bendeniz, biri de yine arka sıralara iteklenmiş bir erkek arkadaş. O on kişiye de, bizi adam yerine saymayan öğretmene de evet kapak oldu.

SINAVA GİRECEKLERE: Demem o ki, denemelerde ayı gibi ful çeken, dersanelerde geceleyen bi ton çocuk olabilir, kafaya takmayın. Olacak olan olur, hakkınızla kazanırsınız.

MUTLU SON: O sene sıra arkadaşlığı yaptığım sınıfın benden uzun tek kızı A.’yi bu yazıyı kurgularken hatırladım. Kenara atılmış sessiz ama zeki iki kızdık. Kader ortağıydık. Sınıftan başka hiç kimseyi de hatırlamıyorum. Google amcam şak diye buldu çıkardı kızı. Bir bankada müdür olmuş. O da kendisini tokatlayan o kazma öğretmeni ve beni hatırlıyor. Karşılıklı muhabbeti koyulttuk. “Sessizce kaynatır milletle dalga geçer gülerdik” dedi. Hatırlamıyorum aslında. Ama yapmışımdır. Birbirimizi tekrar bulduğumuza sevindik. Şimdi watsapta beraberiz. Benim kadar çılgın ve enteresan bir kadın olmuş.

SONUNDA HEP İYİLER KAZANIR!

 

 

 

1 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

Bak! İyi bak ve unutma! -ii-

 

-devam-

Gel zaman git zaman tv-renkli tv-video-video kaset kiralama dükkanları-betamaks mı vehase mi muhabbetleri aldı yürüdü 80’lerde. Almancılar oluk oluk film akıttılar ülkeye. Şaban filmleri de miki filmleri de oralardan buralara geldi.

Ben universite icin evden ayrildigimda (1990) yilbasi tatili icin eve dondugum uc ay sonraya kadar evdeki toplam 5 tuslu videoyu calistiramamisti bizimkiler. 

TV’deki bazi yarismalara katildim bir donem. Simdi adini bile hatirlamadigim bir TRT yarismasi.. Ozkan Ugur’un Agirliginca Altin yarismasi.. 2003’te Metin Uca’nin Passaparola’si… Iste onu kaydetmenin tek yolu bir video sahibi olmakti. Gittim ikinci el bir video aldim. Dvd-hd-3d jet gibi girdi ondan sonra hayatimiza. Gecen hafta elektronik atik olarak geri donusume teslim edildi adi gecen video. Tv’mizle beraber. Cok sukur aptal kutusundan kurtulduk. 

Doksanlar jet gibi geçti, ikibinler uzay çağı olacak derlerdi, tamamen internet çağı oldu. Günümüzde her dilde her bilgiye ulaşabiliyorum. Binbir çeşit saçma sapan yalan bilgiyi de elemek gerekiyor ama er geç aradığımı buluyorum. İstediğim ülkenin sokaklarında istediğim müzenin koridorlarında turlar atmama hiç bir engel yok. Dünya avcumda!

Aradığım her konuda hiç üşenmeyip video çeken insanlar da var. Bir şeyleri adım adım görerek öğrenmek istediğimde video izliyorum ancak bu çok nadir olan bir şey. İnsan faktöründen arınmış ve tam istediğim bilgiyi veren google benim için çok daha iyi. CTRL+F ile ayı kadar metin içinde nokta atışı yapabilirken, 4 dakikalık videonun kimbilir hangi saniyesini görebilmek için tamamını izleyemeyecek kadar bunalan bir insanım. Bu yüzden kendime bir video kanalı kurmayıp bloga devam ediyorum. Beri yandan, küçüklüğümden beri spiker olma hayaliyle yanıp tutuştuğumdan kafamdakileri konuşabileceğim bir kanala da ihtiyacım var. Bilemiyorum, neden olmasın ki?

Her eve sanal gerçeklik gözlükleri ve hologram filmler girdi artık. Ve artık “daha neler” diyeceğimiz şeyler elli yılda bir değil elli günde bir çıkmakta.

Bu beni heyecanlandırıyor.

Bir yandan da neredeyse bir ömür süresince fotoğraf makinesinden holograma uzanan teknoloji tarihini yaşamış insanlar olarak küçüklere bazı şeyleri öğretmeye vakit kalmamasından şikayetçiyim.

Olayları yaşamak yerine kısa sürede unutulup yok olacak kayıtlara alıyorlar. Canlı olarak izlemek yerine pozunu verip fotoğrafını çekiyorlar ve bir daha bakmadıkları bir sosyal medya ortamına kaydedip, laykını alıp ilerliyorlar. “Fotoğraf aldırmak” deyiminden habersizler ve “nasılsa gugılda var” diyerek hiç birşeyleri öğrenmiyorlar. Patlıcanı görünce “gözü açılmadık sığırcık yavrusu” hashtagıyla paylaşmaları an meselesi.

Sorunlar kendi çözümlerini de getirir. Ya beyinler ve vücutlar dumura uğrayacak (Wall-E) ya da sanal ortamda varlığımızı sürdüreceğiz (Surrogates). Gelecek gelene kadar, bakın ve görün. Beyniniz kaç terabayt farkında mısınız ?

 

Bu yazıyı yazdım çünkü Kodak filmli makineyi üretmeyi bıraktıktan sonra, ikinci bir milat da Martta Sony’nin video kaset üretmeyi durdurması oldu. Son video cihazı da Temmuzda üretildi ve o firma da kapılarını kapadı.

Eski teknoloji bozulmazdı, tamir de edilebilirdi. Şimdi tüketim maddesi halinde..

 

http://www.mirror.co.uk/tech/last-video-player-made-look-8475325
Teknolojiyi uretemeyen bir ulkeyiz. Yakinda anlayamayan bir ulke olacagiz. Maymuna evriliyoruz ve o kadar basitlesti ki gencler, olayi rahat kabulleniyor. Kulakligi takan uyusuyor. 

Egitim onemli de.. neyin egitimi arkadas? Ful egitimde gencler. Ogrendikleri bir sey yok. “Yazlari sicak ve kurak” asamasinda hala. 

Er gec bir kirilma yasanacak. Er gec onder bir grup cikip “dur” diyecek. Biliyorum cunku genclige hitabe’de Ataturk’un belirttigi bir gercek var. Muhtac oldugumuz guc ICIMIZDE. 

Yorum bırakın

Filed under insan olmak, internet, OKUL, soruyorum

Kuş uçmaaz kervan geçmez..okul

Ama internet çeker.

Düşünün.. Uzak. En uzak. Issızlığın ortası. Allah’ın dağı. Örneğin gidenin gelmediği Yemen. Neresi biliyor musunuz? İki tıka bakar. Yemen arap yarımadasının dibi. Afrikaya bitişik. Dünyada oradan daha uzak daha ıssız yerler var. Ve her yer bir iki tıkla elinde. Bugün heryere en uzak noktada elinde akıllı telefonun varsa ulaşabileceğin bilgi, on yıl önce ABD başkanının ulaşabileceği bilgiden kat kat fazla. İnternet muazzam bir şey.

Şu meşhur yazımın ilk, ikinci, üçüncü bölümlerini okuyanlar için son bölümü yazıyorum. Elim deymedi bir türlü ama kısmet bu güneymiş. Bu günün önemi ne? Bugün Mark Zuck bir açıklama yaptı. Güney Afrika’da yerel telefon operatörü ile beraber internet.org temel hizmetlerini ücretsiz olarak sunmaya başladı. 2016’dan itibaren de Güney Afrika’da tilkinin bakır s.çtığı yerlere internet götürebilmek için gerekli uydu yatırımı da yapılmış. Geliştiricilere ücretsiz olarak sunulan gereçleri de araya sıkıştırmış. Vebe vebe gerisini merak ediyorsanız adamın kendi facebook hesabı var, çocuğu doğmadan gidin bakın.

İnternet yeni güç. Başında olabilmek için google da çırpınmakta.

Konferansta öğrendiklerimi artık not ede ede bir hal oldum. Önce cep telefonuna yazıyordum. iyi hoş da şarj marj dayanmadı. Babadan kalma yöntemlere geri dönerek ajandayı çıkardım.

Yazı uzun olacak, sindire sindire okumanız dileğiyle..

—————-

Yeni nesil öğrenme sisteminde içerik ve veri çok önemli. Uyarlanabilirlik de. Eskiden (şu an bizde kullanılan) sistem aynı klasik Türk annesi metodu. Elinde çatal, çatala takılı köfte, çocuğun ardından koşmaca.. “Aç evladım ağzını”. Bu hem beslenme yöntemi olarak hem de eğitim yöntemi olarak yanlış. Olması gereken, evrilmiş halinde çocuk kendi isteğiyle oturacak sofraya. Temel bir eğitimden sonra (okuma yazma ve temel matematik) geri kalanı kendisi saptayacak. “Şu konuyu öğrenmeye geldim” diye oturacak sıraya. “Coğrafya” yalayıp yutmak istiyorum çok açım.. “Fen” tam benim konum ne işim olur edebiyatla? “Divan edebiyatı” öğrenmem lazım, rasyonel sayılar benimle ne alaka?

“Ben yemek pişirmek aşçı olmak istiyorum” ol buyur.. Uyarlıyoruz eğitimi. Tam da bu kısımda teknoloji giriyor devreye. Öğretmen bir maestro sınıfta. Kimseye ne çalacağını öğretmiyor. Ama iyice dinleyip ne zaman nerede çalacağına dair işaretler veriyor. Öğrenci okula sosyalleşmeye, ödev almaya, konusunu tartışmaya geliyor. Çalışmasını internette evinde yapıyor.

 

Başka? Bugün 12 yaşında olanlar erişkin olduklarında çalışacakları işler mesleklerin %60’ının şu anda var olmadığı öngörülüyor. Fotoğraf tab eden amcalar nalbantlardan da hızlı ortadan kalkmadı mı.? Sosyal medya uzmanlığı var mıydı on yıl önce??

*-*-*-

Yeni bir iş kurmak mı istiyorsun? Önce dinle, gözlemle.. Mutlaka birileri bir eksiklik görüyordur hayat içinde. O eksiği saptayıp üzerine git. Nasılını düşün. İşte bu inovasyon dedikleri şey. Bakın Turkcell GELEN TALEP ÜZERİNE kendi çalışanları için tatil organizasyonu yapmaya bir masa bir telefon bir de eleman koymuş bir köşeye. Çalışanlar aynı zamanda tatile çıkıyorlar benzer otellere gittiğinden, bu arkadaş uçak biletinden otele toplu alım, indirim imkanı oluşturabiliyordu. İş ertesi sene kendi başına bir departman oldu. O tek masalık şirketi Turkcell kocaman bir işletme olarak yakın zamanda iyi paraya da sattı. bavul.com’un nasıl doğduğunu okudunuz.

*-*–*-*-

Başka? Bugün ortaokulda olan bir kızım var. Yazılılara girip çıkıyor. Bakıyorsun yazılı 70 gelmiş. Yani konuların %30’unu öğrenmemiş. E ne oluyor, öğretmen o konulara geri mi dönüyor? Yoo müfredata göre ilerlemeye devam ediyor. Bilinmeyenlere bilinmeyenler ekleniyor. Konular öğrenilmiyor, yazılıdan sonra unutulmak üzere ezberleniyor.

Oysa bilgisayarlı internetli eğitimde algoritma hangi konularda eksiği olduğu, neyi çözemediğini saptıyor. O konuyu temizleyene kadar ilerlemiyor ve zaman zaman geri dönerek tam öğrenmeyi garantiliyor.

 

(bitiremedim bir turlü yayına verdim gitti ay)

 

 

2 Yorum

Filed under aile, ilkogretim, internet, OKUL

2015-2016 Eğitim Yılı Okul Tatilleri / İstanbul’a ait özel günler ve resmi tatiller takvimi

Geleneksel çalışmam.

 

Hayrını görün ;)

 

 

 

takvmim2016

 

 

 

1 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, OKUL

Dikkat Dikkat! DEHA

-özgürce yazılmış bir yazıdır kendimi durduracak değilim ilk defa- çok editledim çok didikledim. hevesle yazdım.

Dikkat eksikliği ve hiper aktivite bilmemnesi. Başharfleri deha oluyor ki benim de çok işime geliyor. Oğlumda hafif bir disleksi var. b ve d ona aynı gözükmekte. “bebesi=dedesi/ bayısı=dayısı/ bebi=dedi/beden=beben” olarak ve benzeri okuyor. Bu yüzden yazmayı reddediyor çünkü ne okuduğunda ne yazdığında bir mana olmuyor. Kıpır kıpır yerinde duramayan, bir türlü yap denileni yapamayan, şu kulağından girip bu kulağından çıkan çocuklarda Hiper Aktivite olma ihtimali var. Bizim vaka Dikkat Eksikliği kısmı.

Yazmayınca da 3’e geçince zorlaşacak hayatı. Okul psikolojik danışmanı ve öğretmeninin teşvikiyle psikiyatriste götürdüm. O da psikologa yönlendirdi. Wisc-R denilen çocuklara yönelik zeka testi yapıldı.  Sonuç iyi. Efendi gibi günde on dakika okuma on dakika yazma yaparak bu yaz ilerleyeceğiz.

Beri yandan A konusu: Rahmetli babam nöro-psikiyatristti. Yani hem nörolog hem psikiyatr. Size aktaracağım bilginin kaynağı da kendisi.. (Sizi tenzih ederek) Ne varsa eski doktorlarda var zaten der, ilerlerim:

************************

“Hafıza 3 şeye bağlıdır. Dikkate,Orijinaliteye, Tekrara.

Eğer dikkatin keskinse, başka çeldiriciler yoksa o konuyu anlarsın. Başka şeye kayarsa düşüncen, dikkatin dağılırsa o anki olayları hafızaya almaz beyin. (Yankesicilerin taktiği de budur, başka bir konu açar ve beyninizi şu ana değil, başka yere çeker)

Eğer  konu orijinase.. alnının ortasında tek bir gözü olan birini görsen, sakallı bir kadın, kanatlı at… unutmazsın.. (Hiç unutmam diye başlayan cümlelere dikkat edin, ilk defa rastladığı bir şeydir o kişinin. Unutmaz, unutamaz)

Eğer öğrenilecek gibi değilse ama öğrenmen şartsa, ver edeceksin ezberi. Tekrarlaya tekrarlaya hafızana girer. En son metod da budur. Okulda da bu yapılır insana, okuma yazma öğretirler, kerrat cetveli öğretirler. Aslında belletmedir. ”

 ************************

Benim ekleyeceğim bir nokta da; eğer ilgi alanınsa, sevdiğin bir konuysa su gibi öğreniveriyorsun..

Şimdi yapacağımız yöntem de bu.. Madem ilgisini çekmiyor, yaza yaza öğrenecek.

B konusu: Fıtrat. Arkadaş bu adam gökten zembille inmedi. Anadan atadan gelen bi ton geni var. Hiç unutmam (ehehe, çaktınız mı dikkatli okur? dikkatli okuyun,çakarım iki tane) Ben ilkokuldayken (okumayı 3,5 yaşımda söktüğümün şahitleri var.) okuma bilerek başladım bire. Ama yazma ve matematik bilmediğimden ikiden başlatmadılar. Birinci sınıfın tek okuru olarak takılırken sınıftaki okuyamayan veletleri acaip azımsardım. Acaip sıkılırdım derste ve kemkümlerine pek gülerdim. Bu durumda öğretmenim de çareyi okuma derslerinde beni sınıfın dışına atmakta buldu. Kapının önündeki banka oturur elime ne aldıysam onu okurdum. (Altın Kitaplar çocuk klasikleri, Milliyet Çocuk Klasikleri…okumayan var mı?) Bu süreçte YAZMAYI öğrenemedim… Kıvırıyordum yazarken. Acaip sıkıcıydı. Ödevleri kısaltmalarla çırpıştırıyordum. Evet için E, Hayır için H yazmayla başladı, kendime göre kpltöm gibi bir cümleyi tek kelimeye indirene kadar ilerledi. Steno’yu icat ettim. Kısa zamanda öğretmenim de  farkına vardı ki ödev diye doldurduğum defterler bakkal defteri. Kendi kısaltmamı bütün sınıfın önünde okuttu bana. Bir yerden sonra unuttum gitti ben de K neyin kısaltması C neyin, ibibik gibi kaldım.

Olay büyümedi, öğretmenim biliyor ki ben yazsam da iyi bir öğrenciyim, yazmasam da.. Yazı ödevlerimi adam gibi kelimelerle düzgün yazılı olduğu sürece imzaladı, hal bu güne kadar geldi.

[Bu armut da dibine düştü..ben buyum, babasını da hesaba kat..  yazmaktan sıkılan adam saatlerce başka işleri beceriyor. e yazmasın madem. bana uyar. bu orta düzey bir dikkat eksikliği için ilaç vermeyi düşünmüyorum. tekrarlaya tekrarlaya belliycek bana ne.]

[[ yanlış olarak Einstein’e mâl edilen bir deyim var:

“Everybody is a genius. But if you judge a fish by its ability to climb a tree, it will live its whole life believing that it is stupid.”

“Adil bir seçme olsun diye herkesi aynı sınava alıyoruz: Şu ağaca tırmanınız”

bir şeyler çağrıştırdı mı? Herkesin yeteneğine göre eğitim gelişim iş sağlamak.. ülkemizdeki sınav sistemi vb.. bilirsiniz]]

//////////////////////////////////////////////////////////////////

Hala el yazım berbat, kendi adımı bile feci yazarım. Yazmamak için her yola saparım. LNT cümlelerim bile devrik çünkü cümleyi düzgün bitiremiyorum. Bitirdikten sonra aklıma devamı geliyor ya da bilindiği üzere ben gizli solaklardan biriyim. Sağ elimi kullanıyorum ama aslında sol olarak tasarımlanmışım. Her iki yarı kure de eşit olarak kullanılıyor bende. Sağ biraz daha baskın belki, bu yüzden ya da yükseleni akrep olan bir koç olduğumdan ya da kimbilir neden böyleyim. Biri merak ederse sağ-beyin-sol-beyin nedir nedendir, linki izlesin. ayrıca sağımı solumu da karıştırıyorum. Adlarını yani. Tarif edeyim: Şu yöne gidileceğini biliyorum ama o yönün sağ mı öbür sağ mı olduğunu durup düşünmem gerekiyor. Açıklamasını bilmiyorum.. Nereye geldik ya?

//////////////////////////////////////////////////////////////////

İyi ki bilgisayar çıktı da kurtuldum.  Klavyede ilk öğrendiğim kısayollar olmuştur. On parmak yazıyorum, hemen hemen düşündüğüm hıza yakın bir hızda yazarım ama geri dönüp de düzeltmem. Ayrıca bir an önce konuya geleyim diye girişi kısa geçer, e konu uzamasın diye gelişmeyi de biraz yalap şap geçerim, o ana kadar yeterince zorlamış ve sıkılmış olduğum için de sonuç kısmı iyicene dandik çıkar. İmla hatası yapmam bak! Çok okumanın faydaları. Bir de lügatım geniştir. Noktalama işaretlerinden hoşlaşmıyorum zaman kaybı oluyor, neysse.

Yoksa çok velud yazarımdır. :)) Ne konularım ne taslaklarım var ancak ne aralık bitiririm bilmem. Bana göre tamam aslında o taslaklar da, aynen ilk okul ödevlerim gibi kısaltılmış özetler olduğu için size pek bir şey ifade etmeyebilir. Biraz detaylandırıp okur önüne çıkacak hale sokulması lazım. Uzuuun uzun yazılası güzel hikayelerim var mesela, değerli okurlarım çok hızlı yazıp bitirdiğimi ifade ettiler. Yazasım olduğunda yazıyorum. Bazen ani ilhamlar geliyor, bazen konu deli birikiyor, bazen çook acil yazılması gerekiyor.. bilmemne bilmemne.. unutmadan yazdım yazdım.. yazmazsam hepimiz mahrumuz yani.

ay ay ay eklemem lazım. bir de ben biliyorum ya, “nasıl olsa herkes biliyordur” diye yazmadığım ama aslında yazmam gerekmiş sonradan kavradığım yani yazı sırasında daldan dala atlarken es geçtiğim noktalar da var, kim oturup da açacak şimdi detaylandıracak bilmiyorum.yoksa lokum gibi yazı, yeterince anlaşılır değil, ziyan olmuş oluyor olabilir. gibi..

Ses kaydı yapayım bari dedim, “train of thought” dedikleri zımbırtı yüzünden konuda sabit kalamadığımı, vın vın vın ordan oraya atladığımı ve ilk konuyu bitiremediğim gibi aradaki diğer konuları da yalap şap geçirdiğimi fark ettim. Zaten bandı çözmek için sabrım da yok. Vlogger olmayı da düşündüm o da ayrı hikaye amaan adaaaam sende.. Oku kızım.

Hele biri çıkıp da resim yok blogda, yazılar çok kuru, resimli olmalı! dedi ya o gün bittim. Fotoğraf çekmeyi beceremem, çekemem de zaten. O çektiğim şeylerden bazılarını mecburen blog yazılarının arasına serpiştiriyorum ki biraz içi açılsın okurun.

Buraya resim ekleyeyim bi ara… Hayır çektiğim resimlerle bu yazıları girdiğim cihaz her zaman aynı değil ki… Buluta resim yüklemiyorum o da yaş. neyse.. denk gelir inşallah bir gün.

Konuyu elbette hiç ummadığınız yerden Doğa Eğitimde Teknoloji zirvesine (bölüm 1bölüm 2bölüm3) bağlıyorum, lütfen hattan ayrılmayın.

{Bağlanana kadar ara müziği olarak şunu dinleyin: teknoloji zirvesindeki şahıs olarak, önce notlarımı cep telefonuma almaya başladım. Şarj deli gibi gittiği ve ekran klavyesinin minnaklığı yüzünden aldığım notlar bir halta benzemediği gibi, ayrıca slaytları da kaçırmakan nefret ettim. Ajandanın orasına burasına aldığım notlarım var, lakin o da biraz okunaksız, malumunuz… Eğitimde gelecek fikrinizi biraz genişletmek, ufkunuzu ilerletmek istediğimden, artık olduğu kadar, sökebildiğim kadar ya da  hafızamda kaldığı kadar bir kuple yazacağım: }

Bakın bunu Pearson adlı online eğitim sistemini kuran şirketten, 20 yıldır Türkiyede olan ve Türkİlizce bir sunum yapan, aktardıklarını çok beğendiğim Guy Elders anlattı:

Adoptive Learning diye bir şey var. Kişiselleştiriliyor.Uyumlandırılıyor. Eğitim.

Şunu düşünün. Feyse girip çıktığınızda sağda reklamlar vardır. O reklamlar;  sizin daha evvel tıkladığınız sitelerde ne yaptığınıza neye baktığınıza, arkadaşlarınızın ilgi alanlarına işaret koyan, internette geçirdiğiniz zamanda girip çıktığınız ve nerede ne kadar vakit harcadığınızın kaydını tutan sistemler tarafından seçilerek size sunulur. Bilgisayar bir televizyon değildir. Siz onu izlerken O DA SİZİ İZLER. Her adımınızı takip eder. O yüzden çoook ince kriterlere kadar ayıklanabilen profiller çıkarılır reklamverene ve tam hedef kitlesine yapılır reklamları. Tam burada Serdar Kuzuloğlu yazısı için tıklayın ve keyfini sürün… Dönünce devam ederiz.

İşte dersleri izledikçe, soruları cevapladıkça hangi konuyu hangi hızda, ne sürede öğrendiğinizi ve ne kadar süre kafanızda tuttuğunuzu hesaplıyor sistem. Öğrenme zaten gördükten sonra geçen sürede aklınızda kalan kısımdır. Şu kulağından girip bu kulağından çıkması, derste oturup dinlemesine rağmen iki ay sonra sorunca bir şey hatırlamaması yani : öğrenmemesi bundan çocukların. Sınavı geçtikten sonra yakıyor bilgiyi. İşleyip öğrenmiyor. O yüzden bir sonraki nesil karşımıza gelince “hiç mi bir şey öğretmiyorlar size okulda, yeni nesil tın tın anacım biz böyle miydik?” şikayetleri ayyuka çıkıyor. Sorun değil, çünkü babam da benim (BENİM) eğitimimi beğenmezdi, Muhtarın görevlerini, 72 ilin plakasını ve bir dolu şeyi bilmediğim için.. Ben de kendi bildiklerimi çocuklarıma sorguladığım zaman gayet entipüften şeylerden bihaber olduklarını görüp delleniyorum. “van dayrekşına/pokemona gelince biliyorsun tabii..+amaaann annee yaaa”

Bu kadar da değil. Çoklu zeka kuramı var ya hani.. Birşeyi HANGİ şekilde kolay öğrendiğinizi de ayrıştırıyor. Örnek verip şişirmeyeceğim anlayan anladı. Anlamayan biraz ödev yapıp devam etsin.  (ara: ÇZK ve NLP)

Çoklu zeka kuramı gereği her öğrencinin öğrenme şeklinin farklı olduğu öngörülüyor, 8 farklı öğrenme şekli var. Her öğrenci bunlardan birinden ya da birkaçından verim alabiliyor. Defosu şu ki HER ÖĞRETMEN 8 şekilde eğitim veremiyor. Bazısı için imkansız çünkü kafa o biçimde çalışmıyor bazısı için de tek tek aynı konuyu bir görsel bir işitsel bir bilmemne olarak öğrenciye özelleştirecek vakit yok, ortalama bir yöntem saptayıp ilerliyor.

Yeni eğitim sisteminde program çocuğu algıladıktan sonra, o konuyu ona onun en kolay anlayacağı en kolay algılayacağı biçimde anlatıyor. Berikine de farklı medot kullanıyor. İnce ayarları yapılınca herkes herşeyi bayıla bayıla öğrenebiliyor. Arada şu sistemle bu sistem arasında geçişin de mümkün.

Mr. Elders’in isabetle kaydettiği gibi, Türk çocukları ile İngiliz çocuklar arasında fark Anneler oluyor.İngiltere’de önüne konan yenmediyse çocuğun önünden kaldırılıyor, ertesi öğüne kadar aç bırakılıyor. Üç gün içinde çocuk güzel bir yeme eğitimi almış oluyor ve kendi başına yiyor. Türk Analar kuzularını aç komaya kıyamadıklarından süslü püslü yemekler, masallar, ara öğünler, bisküvi poğaçalar, aç garajı araba geliyor, ham yap uçak geliyor, ye bak yoksa Adnan enişten yer (evet bu bizim ev) oyunları yordamlarıyla kendilerini tükettikleri yetmezmiş gibi, sofra adabından bigâne veletlerle baş başa kalıyorlar. İngiliz çocuu tabaktaki köfteyi ne edip edip yeme gayretindeyken, Türk çocuu avm’lerde elinde çatala takılı köfte lokması ile ardından koşan anne manzaraları ile dolu..

İşte bizde öğretmen böyle. Çocuğun önüne koymuyor bilgiyi. Bilgi öğretmende, elinde bilgi çocukların ağzını açtırabilirse içeri tepiyor.

Bir de öğrendiğin şeyin içeriği önemli.. Bunu niye not almışım bilmiyorum, o an önemli gelmiş almışım notu. Unuttum. şu an açamayacağım detayını. Anladığımız kadar artık.

ay yeter belki sonra bitiririm belki de bitmiştir bakalım yazı nereye gidecek

4 Yorum

Filed under araştırdım, çocuk, bilgisayar, disleksi, icatlar, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim