Category Archives: insan olmak

“Hâlâ mı blog be? Yutup varken :/ ” Evet hâlâ ve hep blog…

Bir resim bin kelimeye bedelken; elimizdeki gelecek tamamen gorsel-işitsel bir mecraya kayar ve uzun eğitim kitaplarının yerini online özet geçici video öğretmenleri alırken; kitap satışları azalır ancak yazar sayısı artarken doğal olarak da nitelikli okuyucu oranı düşerken bir de blog okuyan kim kalacak ki diye düşünen varsa diye yazmaktayım bu haftaki yazımı.

Ortalama yaşam süresinin ilk beş yılını hayatta kalabilme becerileri edinmeyi öğrenmekle geçiriyoruz. Bir anne ve bir baba rol model olarak yeni bir insanı büyütmeye çalışıyorlar.

ikinci bir beş yıl daha geçtiğinde çocuk oyunlarla hayatı öğrenmiş, sosyalleşmiş ve temel becerileri kazanmış olmak zorunda.

on ilâ onbeş yaş arasında vücut gelişimi ile paralel olarak zihinsel gelişim, manevi değerler, soyut kavramlar yerleşiyor.

onbeş yirmi yaş arası ise tam teşekküllü bir eğitime adanmak zorunda. gelecekte hayatını sürdürebilmek, geçinebilmek ve yeni insanlar yetiştirebilmek için elzem olan para kazanma/işçilik/üreticilik üzerine geliştiriliyor.

İnsanlar kediler gibi çeşit çeşit. Bu yüzden hayatımızı sürdürebiliyoruz, herkes doktor olsa buğdayı kim yetiştirir? Bazıları sınıf başkanı olarak doğuyor bazıları ressam. O ayrışma anı (yedisinde neyse yetmişinde de o olmak) ilk on yaşta aşağı yukarı belirlenebiliyor. Ergenlik çağındaki gencin ggelecek için yaptığı planlar ve yapmayı sevdiği şeylerle, doğuştan gelen becerileri yani elinden gelenler çakışıyorsa mutlu bir kişi olup ilerliyor. Yani ilk on yılda yönelim saptanmalı ve ikinci on yıl o yönelime uygun eğitim verilmeli. Hatta yaşı kaç olursa olsun insanlar istediği işi öğrenebilmek için ücretsiz eğitime geri dönebilmeli.

Hatta hatta insanlara temel barınak, eğitim, yiyecek ve sağlık ücretsiz olarak sağlanmalı. Yani huzurevleri 0-100 yaş arası isteyen herkesi barındırmalı. Daha fazlasına sahip olmak isteyen (toplumdaki ihtiyaç da hesaplanarak) arzu ettiği eğitimi alıp arzu ettiği bilimde, sanatta ya da işçilikte geçimini kazanabilmeli.

40+ bir insan olarak yazıyorum: Şimdiye kadar okullarda öğretilenlerle yetinmeyip kendi başımıza çabalayarak, gazeteler, makaleler, kitaplar okuyarak, bilen kişileri dinleyerek kendimize göre bir yere geldik, bir şeyler öğrendik. Fazlasını unuttuk, artık damıtılmış bilgi elimizde (zihnimizde). Şimdi Amerikayı yeniden keşfetmeden, her seferinde başa dönmeden bir sonraki nesli bir gıdım daha ileriden başlatabilme şansı elimizde. (evet onbeş günde Fransız devrimi…#GORA).

Bunu okuyan gençlere sözlükte ve muhtelif yerlerde insanların “17 yaşıma söyleyeceğim tek cümle/vereceğim öğüt” konulu yazılarını bulup okumaları. Çünkü öğrendim ki insanlar bilgi miraslarını daima KENDİ çocuklarına geçiremiyorlar. Yıllarca dünyanın dört bir tarafında aradığın, öğrenmek için yanıp tutuştuğun bilgi belki de tam karşı komşunun kafasının içinde. Ve kendi çocukları ilgilenmediği için küsmüş bozum olmuş oturmakta. İşte o onyedi yaşa mektuplardan biri mutlaka sana yazılmış olacak. Ufkunda bir kapı açmasa bile bir pencere aralayacak. Taze hava girecek içeri. Çok işine yarayabilir. (gerçi onyediliklerin bir büyükten öğüt almaya olan gönülsüzlükleri hatta inatçı tepkisellikleri de malum. Belki de bu yüzden bu bilgi-evrimsel Babil Kulesi hiç yükselemesin diye :) )

Amazon, imdb, goodreads, spotify vb bu yüzden, uyguladıkları algoritma sayesinde benim sevip puanladığım ürünlere göre benimle aynı şeyleri aynı puanla beğenmiş insanların beğendiği diğer şeyleri de bana sunması harika bir şey. “Bununla ilgilenenler şunlara da baktı” diye önüme “lan hakkaten iyiymiş” dediğim, normal şartlar altında dönüp bakmayacağım bir çok eser tanımış oldum.

Okuyacak kitap bulamadığım sinir olduğum zamanlar vardı. Seveceğim bir tanesini bulabilmek için sevmediğim bir sürü kitap okudum. Filmlerde işim kolay, beğenmezsem izlemeyip bırakıyorum. Başından belli oluyor benlik bir şey olup olmadığı. Kitabı okumadan bırakmaya kıyamamak çok zor. Yine de yarım bırakılmış ve freecycle’lanmış bisürü kitap oldu geçmişimde.

Kızımın ve oğlumun şimdiye kadar okuduğum her on kitaptan birini sakladığım bir kütüphaneden, izleyip değerlendirip belki yüzde birini beğendiğim filmlerden oluşan bir arşivi hızlıca beyinlerine yüklemeyi çok isterdim. Hazır okunmuş, seçme kitap işte. Bundan sonra hangi yazarı okusam, hangi kitap bana hitap eder diye düşünecek bir şey yok. Tertemiz ayıkladım. İyi de, ilgil alanlarımız aynı olmayabilir. E onca birikim çöp mü?

Blog yazmayı sürdürmemin sebebi tamamen bu. Ha yaşam evren ve herşey hakkındaki büyük sorunun cevabını mı veriyorum? (bunun cevabı zaten biliniyor ve siz daha bu cevabı bilmiyorsanız zaten yaşamayın) Bloguma her gün bir cevher mi yumurtluyorum? hayır. Ama işime yarayan işe yarar bilgi yüklemeye gayret ediyorum. Orası kesin.

Peki bütün bu paragrafları itinayla yazıp en az bir saatimi buraya gömmektense 8 dakikalık bir video çeksem? Hem daha çok tepki alır izleyici bulur hem daha çok kişiye ulaşır?

İşte orada yanılıyorsunuz. Henüz video içinde arama yapabilen bir gereç yok. Yani 8 dakikalık bir video içinde benim istediğim bilgi var mi yok mu, varsa neresinde var bunu bulup çıkaramıyoruz. Hatta videodan videoya sekerek Songül Karlı’ya varabiliyoruz. Oysa canı isteyen haştag kovalar, arama motoru kullanır bir şekilde benim blogumda var olan ve TAM DA ARADIĞI bilgiye şakadanak ulaşabilir.

işte bu yüzden hâlâ blog!

Reklamlar

Yorum bırakın

Filed under çocuk, blog işleri, insan olmak, internet, kitaplar, OKUL, sosyal medya

Toplumun elinde oyuncak olma — düşündürdükleri

 

Deniz’in bu yazısı beni düsündürdü.

Küçükten başlıyor. Sen okulu, öğretmenini seversin. Asıl cool(!) olanın sevmemek olduğunu söylerler. Özgün giyinirsin, değişik olmuş deyip, dudak bükerler. Farklı bir meslek seçmek istersin, soğuturlar. İşini seversin, söyleyemezsin. Herkes şikayet etmektedir. Laf taşıyana katılmazsan, oyunbozan olursun. Aynı düşünmezsen vatan haini bile olabilirsin. Bi de bakmışsın toplumun elinde oyuncak olmuşsun. Ne zaman mı? Kendi […]

Toplumun elinde oyuncak olma — üzerinden

 

Toplumun derdi ne peki?

Toplum adlı birikinti, asalaktır. Bireyleri üzerinde yaşar. kendi bütünlüğü ve iyiliği için bireyleri istediği forma sokmaya çalışır. Tümüyle hayatta kalma gayesiyle. Özellikle de korku ile bunu yapar ki, genç ve bağımlı bireylerini en iyi şekilde “eğitebilsin”.

toplum yaşamak için tek tip birey ister. Düzene uymanin cici, aykırı olmanın kaka olduğunu belleterek kölelerini büyütür. Değişik herşeyi budar. “eski köye yeni adet” istemez. Sana şeker vererek oyalar. yanından ayrılma diye bir gözü üzerindedir. bu saçma sapan fikirlerin “kültür, adet, örf, töre” olduğu ve kutsal olduğunu da zımbalar ki hiç çıkamayasın içinden…

“onu öyle yapma yoksa…” ile başlayan safsatalarla beyinleri yıkar. öcü gelmesin, uğursuzluk olmasın, çocuğum olsun, sakalım çıksın, memem çıksın, pipim düşmesin, şeytan duymasın….

iş bulamazsın yoksa. 

kimse seni beğenmez, evde kalırsın. 

nazar değer. 

aç sefil kalırsın.

yaşlandığında anana babana bakmak zorundasın.

onlardan kız alınmaz.

Korkuları aşmak için düşünmek, mantık ve sevgi lazım. Yardımlaşmak, bireylerin birbirine tutunması. Ve yeni nesilleri bu zırvaları hiç duymamış birilerinin yetiştirmesi lazım.

 

1 Yorum

Filed under insan olmak, kültür

Çan Eğrisi Teorim {Wikipedi/Ekşi Sözlük/Siyaset}

 

Hiç çan eğrisi görmemiş olabilirsiniz. (ben üniversitedeyken bizde yoktu). Size bir şema göstereyim.

can egrisi sigma.png

 

Hangi konuyu ele alırsanız alın. O konuya dahil olan insanların %2’si en uçtadır. Bir %2’de öbür uçta yer alır. %20-25 fanatiktir. %60-70 aralarda bir yerdedir.

Hayvanseverlik. 100 kişiden ölünce mirasını kedisine köpeğine bağışlayan 2 kişi var, civciv görse bayılan da 2 kişi de var. Gerisi hayvanlarla ilgili ortalama bir yerlerde.

Takım tutma. 100 kişide tuttuğu takım için ölen 2 kişi ve top görse bomba diye karakola götürecek 2 kişi çıkar. Gerisi maç kaç-kaç? ile kessen sarı-lacivert arasındadır.

Zeka.. 100 kişide iki kişi ebleh seviyesidir, iki kişi de hiper üstün zekalı. Kalan 96 kişi yuvarlanır gider.

Ekşide moderasyon bitti. Yazar olan düşünsün gerçi, ama şimdi eski “kutsal bilgi kaynağı” çöp entryden geçilmiyor. Anket ağırlıklı. Girişler dandik dundik. İki gram düzgün yazı okuyacağım diye uğradığım trolün çomarın haddi hesabı yok. Ama totalde ben aradığım bilgiye ulaşıyorum.

Wikipedi de oyle. İsteyen istediği yeri yazar bozar siler. İlla ki bozguncu iki manyak olacaktır ama genel eğilim doğru bilgi girme yönünde olur. Kendi kendisini düzeltir sistem.

Ve politika.. Evet demokrasi kadar kıl bir sistem olamaz. Evet çobanla senin oyun bir olabilir mi hiç? Ancak, insanların geneline bakınca, bir ortalama tutturulur.

Hayatın her alanında bu eğri var. Sen kendini nereye konumlandırıyorsun? Çevrendekilere ona göre muamele edeceksin. Genelin iyiliği için + tarafa katkı yapacaksın.

Ahlaklı olacaksın. Özür dilemeyi bilecek erdemde olacaksın.

%2lik solucan diliminde olmayacaksın.

Oruç tutmayan birini dövmüşler. Ortalık kaynıyor. oruc tutana saygı duyacakmış.

Oruc nefsine hakim olmaktır. Olamıyorsan tutma. Allah değilsen sorma. Evinde oturup akşama kadar aç oturmazsan dayanamıyor musun? Nefsine hakim olamıyorsun demek ki.. Kendini sorgula.

Ahlak sana yapılmasını istemediğini başkasına yapmamaktır.

Beyin değil beyincik çalışıyor, düşünemiyor adam “e ben oruç tutuyorum diye dayak yemek ister miyim? istemem. Demek ki tersi olunca başkasını dövemem”

 
Asil konuyu atladim.

Erisim engelleyerek ya da entry sildirerek SADECE o %2ye engel olabilirsiniz. :D

2 Yorum

Filed under insan olmak, kültür

Hayat Felsefesi

Geçenlerde bir instagram yorumu gördüm. “İhsan Doğramacı kim?” gibisinden. Adam öleli 7 yıl oldu ve adı hiç olmuş bile. Profesör olsan, üniversite kursan bile bir toz zerresisin sonuçta. Bu kadar önem vermeyin kendinize derim.

Çook eski bir fıkra vardır. Bir mevlevi ile bir bektaşi konuşuyorlarmış. Bektaşi sormuş : “erenler sizin cüppelerinizin yenleri neden bu kadar geniş?”

Mevlevi mütevazi bir sesle: “biz gördüğümüz hataları o geniş yenlerle örteriz. ya sizin yelekleriniz neden kolsuz?”

Bektaşi gülmüş: “biz hata görmeyiz”


Değerli yazar Sema Maraşlı der ki: İlişkinde ya haklısındır ya mutlusundur. Seç.



 

mutlu

-BEN MUTLULUK İSTİYORUM!

+Önce Ben’i kaldır. Bu egodur. Sonra da istiyorum’u kaldır. Bu da arzudur. Şimdi bak bakalım hayatında ne kaldı?

-MUTLULUK!


Dünya küçük bir top. Ömür kısa. Kendini geliştir. Senin benim yok. Herşey boş.  Örnek al. Şükret. Oku. Yaz. Sevin. YAŞA.

Yorum bırakın

Filed under aile, insan olmak, severim paylasirim

Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir

Açıklaması

Ulus (Türkçe, Arapça: Millet) egemenliğin tek meşru kaynağı ve sahibidir.[3] Egemenlik, bir topluluğun, bir devletin ülke üzerinde sahip olduğu tüm yetkilerdir, hür olmak, yetki sahibi olmak, hâkimiyet anlamlarına gelir. Bir milletin tam anlamıyla özgür ve bağımsız olabilmesi için ulusal egemenliğe sahip olması gerekir.

Toplumda hiçbir kimse, hiçbir zümre, hiçbir sınıf ya da grup, doğrudan üstün emretme gücüne sahip olamaz. Toplumda üstün emretme gücünün tek kaynağı ve tek sahibi milletin kendisidir. [4]

Millet iradesi, fertlerin iradelerinin bir araya gelmesinden ve kaynaşmasından oluşmaktadır. Millî egemenlik, milletin bölünmez iradesini temsil eder.

M. Kemal Atatürk kayıtsız şartsız ifadesiyle ne kastedildiğini, Kayıtsız, şartsız tabiriyle belirtilen egemenliği, milletin üzerinde tutmak demek bu egemenliğin bir zerresini, sıfatı, ismi ne olursa olsun, hiçbir makama vermemek, verdirmemek demektir. şeklinde açıklamıştır.[5]. Atatürk’ün bu konuda; Kuvvet birdir ve o milletindir. [6] ve Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Millî Egemenlik. [7] sözleri de bulunmaktadır.

 

“Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”

Kapsamı

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ulusal sınırları içinde bir “ulus devlet”tir. Bu sınırlar, kurtuluş savaşının ardından “Misâk-ı Millî” ile tespit edilen vatan topraklarının bütününü ifade eder.

Birinci Meclis’in temeli; “Müdafaa-i Hukuk”tur. Müdafaa-i Hukuk’un özü ise “Ulusal Egemenlik ve Tam Bağımsızlık”tır. Tam bağımsızlık, Kuvâ-yi Millîye anlayışı ile ruh bulur. “Ulusal Güçler” demek olan Kuvâ-yi Millîye ise, Türk Milleti’nin onurunu temsil eder.

 

 

KAYNAK : Wikipedi

1 Yorum

Filed under insan olmak, kültür, severim paylasirim

Mehmet İhsan Dolgun

Bugün gelen bir maille çok ilginç birini tanımış oldum. Sim Memet Gittigidiyor‘da ürün satan en yaşlı kişi. 90 yaşında!

Emin olun  böyle birini hiç tanımadınız..

 

 

Kitabını aldım hemen, heyecanla anılarını okumayı bekliyorum. Mehmet usta, model insan bence ve atölyesi müzeleştirilmeli..

Yorum bırakın

Filed under alışveriş işleri, icatlar, insan olmak, internet, kültür, severim paylasirim

Ayrımcılık ile ilgili görüşüm

Kişisel gelişim de desen, ameliye-i kemâlat da desen aynı kapıya çıkıyor. İç huzuru istiyorsan, mutluluğa kavuşma arzusundaysan önce geçmişinle/geçmişindekilerle hesabı bir kapatacaksın. Ben bunu new age felsefe ustaları ve de yaşam koçları gibi yazamıyorum siz süslü söyledim varsayın.

Hesabı keseceksin, altını çizeceksin sonra da fırlatıp atacaksın. Zırt vırt eski defterleri açmayacak, kurumuş boklara su serpmeyeceksin. Affedeceksin, unutacaksın ve ileriye bakacaksın. Geçmişin yükünü sırtından attın mıydı kuş olup uçuyor insan. O bana şunu dediydi, bu bana şunu ettiydi, vay eltim şöyle ezikledi, vay patron böyle kötüydü, anam dövdü babam sövdü kocam itti kaktı, para/aşk/sağlık 1001 çeşit eksikliğini unutacaksın.

Tamam? Tamam. Kesinlikle huzur buluyor, tekamül ediyorsun. Hayatında eskiyenleri atıp azalttıkça, ferahlık bereket yağıyor. Sade hayata erdikçe, evrene de ulaşıyorsun. İşte bir takım sufistike, kuantumize şeyler.

Pekiiii, bu ülke icadı nedir? hepimiz dünyalı olamamaktayız bu da işi zora koşuyor. Herkes bir olsa, bütün dünya kardeş olsa.. Ha bire tarih (ki kazananların yazdığı üzerinde anlaşılmış olayların hikayesidir der Napolyon) okutmasak. Onca yüzyıl önce adamlar bize saldırmış vay biz onlara saldırdık. EE? sonuç? Hepsi öldü gitti, biz de ölüp gideceğiz nedir bu geçmişe tutundurma, nefret ettirme dersleri? Aman unutma unutturma.

Unut kardeş. Olmuş bitmiş. Ferahlayalım rahatlayalım ve bütünün hayrına beraber çalışalım.

İnsanlar nerede kim olarak doğacaklarını seçmediklerinden, kimse kimseden üstün değildir. Kimse kimsenin kölesi değildir. İnsanlara gönül gözüyle bakmak lazım. Bir kedinin bir diğerine baktığı gibi. Kadın x erkek/beyaz x zenci/uzun x kısa/müslüman x gayr-ı müslim yok. Herkes bir. Herkes insan.

İnsanlar ikiye ayrılır. İyi insanlar ve kötü insanlar. Hepsi o kadar.

 

2 Yorum

Filed under ben yazdım, insan olmak, severim paylasirim