Category Archives: çocuk

Eve dede aldım. Adı da TET

Ben dört kişilik çekirdek bir ailede büyüdüm. Büyükbabam ben küçükken rahmetli oldu, babaannem bizimle kalmazdı ve Alzheimer Parkinson ne ararsan vardı bir de..

Anneannemle Dedem 1500 km uzakta yaşıyorlardı ve yılda bir defa tatilde en fazla bir aylığına görüşebiliyorduk.

Dolayısıyla aile büyükleriyle yenen yemekler çok nadirdi, ancak evdeki sofralar açığı fazlasıyla kapatmaktaydı. Babamın Şehrazat’la bir akrabalığı mı vardı yoksa Bal Mahmut’la bir hısımlığı mı vardı bilemiyorum ancak, muhteşem bir hikaye anlatıcısıydı, ağzına baktırırdı. Çok büyük zorluklarla geçen çocukluğundan bile gülecek bir çok anısını aktarmıştır. Aile anıları, mesleki anekdotlar, öğrencilik yıllları.. Pilav pişirmeyi tarif edişi bile enteresandı. (Teknolojik olarak çok yaklaştığımız bir şey var, beyne çip mip takıp bütün anıları bir tür #Düşünseli ile alıp kaydedebilmek, ekrana yansıtabilmek. Elon Musk bunu da yapacak hayırlısıyla. Bunca anıyı löp diye çöpe atmak istemiyorum )

Dördümüz her gece yemekte uzuuun uzun masa sohbetleri yapardık. Kimin aklına ne gelirse anlatırdı. Eğitimimin bir bölümünü ben sofrada aldım.

Babam ilk torunu bebekken vefat etti. Kayınpederim eşim üniversiteyi bitirdiğinde vefat etmiş. Dolayısıyla sohbetlerinden faydalanamıyoruz. Özellikle çocuklara üzülüyorum. Neler kaçırdılar neler.. Anneanne Babaanne aynı şehirdeyiz çok şükür ancak haftada bir iki saat anca görüşülebiliyor. Doğal olarak bizim evdeki sofra da 4 kişilik ve kendi bildiğimiz kadarını çocuklara anlatabilmek için harika bir eğitim ortamı olarak görüyoruz. Anlat anlat bir yerden sonra tıkanabiliyor mevzu tabii. Yahut bizim BİLE bilmediğimiz bir sürü şey var. İşte tam orada TED(*) devreye girdi. Zaman zaman yemekler bitince o gün dinlediğim ilginç bir konu varsa onu beraber izliyoruz. 5 ila 20 dakika süren bu sohbetler hayatımıza çok şey katmakta. Bazıları Türkçe bazıları alt yazılı. Hatta hatta Türkiye’de yapılan Türkçe TED toplantıları da var ki buradan izleyebilirsiniz..Şimdiye kadar izlediğim en ilginç video da şurada: Kafa nasıl karıştırılır? 

 

Baktım dede yok elde, ben de bunu buldum :)))))

 

 

(*) TED =  Technology, Entertainment, Design baş harfleri.. Türkçesi Teknoloji, Eğlence, Tasarım TET :)

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, internet, kültür, severim paylasirim

Baston Kilit Prensibi

Ben gençken babamın arabasında direksiyon kilidi vardı. Baston kilit de derler, şöyle bir şeydir :

bastons

takılınca da şöyle bir şeydir..

baston

Park eder sonra da şemsiye sapı gibi olan kancayı frene takarsın. Direksiyona da U gibi olan kısmı takar ikisini kilitler, anahtarı çekersin.

Bu bir hırsızın senin arabanı çalmasına KESİNLİKLE engel değildir. Biraz daha uğraşır sadece. Ama elbette açar ve çalar arabayı. İş ne kadar uzarsa da yakalanma riski artar. Bunu takmanın ve kıpkırmızı tepesinin anlamı; hırsıza “uğraştırıcı=bir sonrakine geçeyim” fikrini vermektir. Top sizden atlar, nerde patlarsa patlar.

Bütün profesyonel suçlular gözlemcidir. Avını inceler, kolay lokma ararlar.

Buradan sonrasını yazmayacağım, arif olan anlar.

Selamlar.

 

 

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, güvenli hayat, instagram, internet

Çocukları zehirleyebileceğiniz iki yerleri vardır.

Kulakları.

“anlamaz, duymaz, onun bir şeyden haberi yok” kadar canice bir boşbulunuş olamaz. Çocuğun yanında hiç bir şey konuşulmaz. Duyduklarını işlemlemesi zaman alır ve çoğunlukla da kısıtlı hayat tecrübesiyle çok yanlış bir sonuca varır.

Ben küçükken, yedi yaşındayken; 80’lerde ev taksidi ödüyorduk. Hem kira hem de taksit büyük ihtimal evde bütçeyi daraltmıştı. Artık konu her ne ise, annemle babam oturmuş “onu alamayız bunu alamayız, ona para verirsek şuna veremeyiz” şeklinde münakaşa ederlerken bunu duymuşum. Ertesi günü ilkokul 1. sınıftan dönerken, sokağın köşesinde annemin gittiği kuaföre girip “iş arıyorum” demişim. sanırım. belki de “eleman aranıyor” yazısı vardır. tam bilemiyorum tamamen unuttum çünkü.

Adamcağız gülmüş, “sen ne iş yaparsın burada?” diye.. “yerdeki saçları süpürürüm” (Küçük Emrah mode on değil yalnız. gayet de ceo bir tarzla. sen ceketi al çık ben işleteceğim burayı havaları) “olur molur” deyip savmış beni.

Eve gelip de “ben iş bulduuum” deyince annemin yüreğine inmiş. Daha fenası kuaförün çenesi sayesinde bütün mahalle (ve annemin gün çevresi) ilk iş girişimimi haber almış.

Bunu bir “girişimci ruh” değil de “durumumuz yoktu okutamadık” haline tırmandıran kriz sonucu acaip aile içi görüşmeler yapıldı. Psikolojiler sarsıldı.. Ani bir kararla para konuları tamamen gizlendi, bana da harçlık falan verilmedi. “Ne lazımsa söyle baban sana alır” günleri başladı.

Aynı şekilde, televizyon/radyo/internette çocuklar açık iki kulakla bilinç altlarını dolduruyorlar. 12 yaşına kadar soyut kavramları anlayamadıkları için çok yanlış sonuçlara varıyorlar.

Çizgi filmler bile masum değil. Bu nedenle, TV sadece erişkin gözetiminde izlenmesi gereken bir silah. Çocukların dizi izlemesi ya da haber seyretmesine izin vermeyin. İnternet araması bile yaparken çıkan reklam linklerinin cazibesine kapılıp abuk sabuk sitelere gidebileceklerini unutmayın. Çocukları aşırı bilgiden koruyun. Ülkemizde eğitici çocuk programı yapılmıyor. Örnek susam sokağı.

Sosyal medya alışkanlıklarınızı çocuklarınızın yanında tartışmayın.

 

1 Yorum

Filed under çocuk

Öfredat Müfredat

Eğitim önemli. Çok önemli. Uzun zamandır düşünüyorum, YENİ EĞİTİM SİSTEMİ kurdum.

Benim eğitim anlayışım şu: geçerli temel bilgi verilecek ve durulacak. ilerletmek isteyene kaynak ve yol gösterilecek, her seviyede online ya da fiziksel eğitim mevcut olacak ama sadece arzu edene. Bu konuda bir şey öğrenmek isteyen aynı ismek gibi kursuna gidecek.

İlkokulda mutlak surette, mec-bu-ri öğrenilecek şeyler şunlar:

Türkçe: Okuma yazma. Kitap okuma alışkanlığı.

Fen: Fizik, kimya, doğa ve canlılar üzerine temel bilgiler. Vücudumuz ve sağlığımız. Doğru soluk alma. Basit ilk yardım.

Matematik: Dört işlem ve problem çözme. Basit geometri.

Beden eğitimi: gerçekten BEDEN EĞİTİMİ. futbol voleybol değil. ciddi anlamda her gün sabah kültür fizik yapmak. uzak doğunun şu güneşi selamlama hareketleri var ya mesela. okula servisle geliniyorsa bile servislerin okuldan 1 km uzağa park etmesi sağlanmalı. Çocuklar sıraya girmeyi, sırada kalmayı  ve düzenli hareket etmeyi öğrenecekler.

Müzik: öncelikle SESSİZLİK öğrenilecek. ritm ve dans içeren bir eğitim olacak. Zorla fülüt mandolin çalmak yasak. Yeteneği olan ayrıca sınıfa alınır. Herkesi çalmaya zorlayamazsınız. Folklor da olacak vals de. En basit şekliyle. Ancak kendi üstü başıyla. özel kıyafettir bilmemnedir yok. Her an zeybek de oynayabilecek iki adım, kugu golu adımları da atabilecek.

Yabancı dil.. Her gün 1 kelime ezberlenecek. en basit, bir bebeğin konuşma öğrenmesi gibi. ayda 20, yılda 140, ilkokul sonuna kadar 400 kelime ezbere geçecek. Oyundur filmdir isteyen ilerletir. Kurslar mevcut.

Sosyal bilgiler..iki branş:

(Coğrafya)-Evren-Güneş sistemi-dünya-kıtalar-ülkeler-Türkiye-bölgeler-şehirler-kendi şehrin-kendi mahallen ve evin. A’dan Z’ye başkent ya da nehir ezberlemece yok.  Oradan sonrasi ilerletmek isteyen devam eder.

(Toplum) İnsanlar ve yaşam kuralları. Görgü. Ahlak. Temizlik. Yardımlaşma. Çevre bilinci. Sosyal hizmetler. Yemek pişirme, dikiş dikme, kravat bağlama, çivi çakma. Büyüklere saygı, küçüklere koruma. Her öğrencinin bir üst ve bir alt sınıfta destek kardeşi olacak.

 

Kesinlikle ödev yok. Konu öğrenilecek. Ezberlenmeyecek. İçe sindirilecek. İlkokuldan yeterli donanımda 10 yaşında çocuklar üretmesi beklenecek.

 

 

 

4 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, kültür

Hiç Anlamadın Deli İnsan -ii-

Zamanında, 60’ların meşhur bir Türk şairi..

İntihar eğilimli, depresif, sorunlu bir insan. Zaten şair dediğin sorunlu olacak, his filan hissedecek (düz kadın ipeyk..benim için şiir divan edebiyatıdır. kendi matematiği müziği olan şiirlerdir.) Sokaklarda mahzun ve müseyin gezerken adamın biri gelir kendisine “hemşerim saat kaç acaba?” diyerek saati sorar.

Bu şairimiz ağır sinirlenir. Çünkü saat sormak yankesicilerin en bayağı numarasıdır, saftirik taşralılara saat sorar, adamın saatinin yerini beller, iki dakika sonra da bir biçimde yürütür.

“Ben saf mıyım? Enayi gibi mi duruyorum? Söğüşlenecek tip mi var bende? Saat sorulacak adam mıyım hüleayn” diyerek bi daha intihara teşebbüs eder. Kısa bir süre Bakırköy bîmârhânesinde müşahadede tutulur.

Bu bağlamda, adama hak vermemek mümkün değil.

Çünkü işin aslını biliyorsunuz artık. Olayın başına, tarihine ve adamın düşüncelerine aşinasınız.

Tek cümleyle birine özetlesen; “adama saati sormuşlar intihar etmiş”.. anlamaz kimse.

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Başlığın kısaltması “HADİ”.

Hadileyerek yaşam sürdürmek beni süründürüyor. Hadi canım. Hadi. Hadi gülüm, hadi bir tanem, hadi kızım, hadi oğlum, hadi bey..Hadi kardeş/birader/kanka/gülüm/aşkım/bebeğim/evladım…..

Bir şeyi bir kere söyleyince iyi.

“Bu kürdanı buraya koyma”

İkincide, tamam diyorum insanlık hali.. “Hadi” giriyor devreye.

Üçüncü.. ÜÇYÜZ???!!!!! ÜÇBİN!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Deliriyorum. Öfke bir alev gibi fışkırıyor.

“BİR kürdan için bu kadar kızılır mı?”

Lan. konu. 1. kürdan. de. ğil!

Binlerce kürdan! Bin kere söylenmiş bin farklı kürdan konusu binbir olunca bardak taştı işte. BU kürdan değil genel olarak KÜRDAN KONUSU. Tansiyonum fırlıyor, elimde silah filan olsa vururum kesin. Öyle kararıyor gözüm.

Ve bunun gibi 1001 konuda 1001 şeye sinirleniyorum. Çok birikti. Çok fena ve fazla birikti.

Ve hatta şu da var,

 

En son gayet huzurlu başlayan kısa bir telefon görüşmesinin sonunda tansiyonum 16’yı geçti burnumdan kan akmaya başladı. Ne zorum var benim? Baktım olmuyor bakmıyorum. Yazık bana, ölmemeye gayret etmem lazım.

İnsanlar şu ya da bu şekilde, beni Bakırköylük edecekler bir gün. Mars’a gidem ben.

 

 

(Gözünü açtığın andan itibaren aksaklıklar, inanılmaz salaklıklar yağmur gibi yağıyor, ister istemez beyin kanamasından ölmemek için öfke kontrolü ve sabır öğrenmek zorunda kalıyorsun. Trafik başta olmak üzere, pekala mantıkla çözülecek hatta baştan mantık kullanılsa hiç ortaya çıkmayacak bir çok mini mini sorun insanlar tarafından düzenli olarak, aynı anda ve sürekli yaratılarak devasa bir çığ gibi maruz bırakıldırılıyor. evet ben uydurdum. sonra ipeyk niye sinirli.)

 

1 Yorum

Filed under aile, çevre, çocuk, insan olmak, kültür, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

1985 Anadolu Lisesi – 2016 TEOG

Kızım TEOG sınavına girecek önümüzdeki hafta. Ona ve herkese güzel bir anımı yazayım dedim.

Bizim zamanımızda ilkokul 5 seneydi ve ondan sonra iki aşamalı bir sınava girerdik. Kazananlar çok prestijli Anadolu Lisesi öğrencisi olurdu, hatta sonuçlar gazetede ilan edilirdi. Kazanamayan düz ortaokuldan liseye devam ederdi. Anadolu liselilerin “ama biz bir sene hazırlık okuduk” diye bir sloganı vardır mesela. O bir senede adam akıllı İngilizce öğretirler sana ve yıl sonunda da 100 soruluk bir sınavla kontrol edilir. 70’in altında alan sınıfta kalır.

4 yaşında okuma-yazmayı sökmüş bir insan olarak ilkokulda anormal sıkıldım. Çok iyi bir öğretmenim vardı beni hiç zorlamadı. Anadolu Lisesi sınavlarında çok da yüksek başarısı olan, popüler bir öğretmendi ve sınıfındaki AS öğrencilerden biri bendim. İlk 3 sınıfı okuttuktan sonra da cart diye emekli oldu. Kaldık mı iyot gibi açıkta?

Yeni bir öğretmen geldi ama o sınıfın bazı velileri (ve babam) çocukları alıp ikinci en iyi öğretmene aktardı. İkinci en iyi öğretmen zaten ilk üç senede peylediği 10 kişilik bir AS öğrenci grubu ile çalışıyordu. Sınıfın kalanı kendi yağında kavrulurken öğretmen o 10 kişiye evinde özel dersler, okulda herkesin aldığı Bilgi-Başarı Testi dışında kitaplar/sorular, kastırmaktaydı. Dördü harala gürele geçtim. Karne 5, sorun yok.

Beşe geldik. Öğretmen abandıkça abandı kendi grubuna. Ben, yarı disleksik, 1,5 derece miyop ama bunu kimsenin fark etmediği, tahtayı göremeyen ve bütün arkadaşlarını da diğer sınıfta bırakmış yapayalnız İpek olarak, uzun boyluyum diye en arka sıraya sürüldüm. Kulaktan dolma ne öğrenebildiysem işte idare ettim.

İlk sınava girdik. Bütün sınıfta sadece bir kişi kazanamadı. AS grubundan bir arkadaş. ŞOK!

İkinciye girdik. Bütün sınıfta sadece iki kişi kazanabildi. Yes. Biri bendeniz, biri de yine arka sıralara iteklenmiş bir erkek arkadaş. O on kişiye de, bizi adam yerine saymayan öğretmene de evet kapak oldu.

SINAVA GİRECEKLERE: Demem o ki, denemelerde ayı gibi ful çeken, dersanelerde geceleyen bi ton çocuk olabilir, kafaya takmayın. Olacak olan olur, hakkınızla kazanırsınız.

MUTLU SON: O sene sıra arkadaşlığı yaptığım sınıfın benden uzun tek kızı A.’yi bu yazıyı kurgularken hatırladım. Kenara atılmış sessiz ama zeki iki kızdık. Kader ortağıydık. Sınıftan başka hiç kimseyi de hatırlamıyorum. Google amcam şak diye buldu çıkardı kızı. Bir bankada müdür olmuş. O da kendisini tokatlayan o kazma öğretmeni ve beni hatırlıyor. Karşılıklı muhabbeti koyulttuk. “Sessizce kaynatır milletle dalga geçer gülerdik” dedi. Hatırlamıyorum aslında. Ama yapmışımdır. Birbirimizi tekrar bulduğumuza sevindik. Şimdi watsapta beraberiz. Benim kadar çılgın ve enteresan bir kadın olmuş.

SONUNDA HEP İYİLER KAZANIR!

 

 

 

1 Yorum

Filed under çocuk, ilkogretim, internet, kültür, OKUL, severim paylasirim

“biz bebek yapabiliyoruz, ya siz?”

Hafif.org’a zamanında yazdığım yazıları sitenin kapanması nedeniyle buraya aktaralım bari.

12 Aralık 2006 16:40

“biz bebek yaptık,hadi bakalım,senin var mııı?” demek değil bu!

Bey yazmaya elim varmıyor ama, ŞÖFER beyler, biz diğer sürücülerin arabalarımızın arka camına astığımız baklava dilimi şeklindeki sarı levhada “BABY ON BOARD ” yazıyor ya ecnebice; (ben bir de “bebek var” çıkartması yapıştırdım, okuma bilebilenler için!) o demektir ki, “ARABADA BEBEK VAR “.

O sarı baklava dilimindeki yazıda geçen “baby” kelimesini anlamadın madem, az dikkat etsen Türkçesi de öbür köşede yazılı: “BEBEK VAR” güzel kardeşim. Bu bizim üreme yeteneğine sahip olduğumuzun bildirisi değil.

Gerçekten bebek var ve sen arkamda kornanı anırtınca korkabiliyor masum…Sabırlı olun, dibimize sokulup kornanıza abanmayin; Rabbim bize de göz vermiş, görüyoruz elbet, ilerleme fırsatı olsa ilerleyeceğiz, sizin önünüzü tıkamak gibi bir sabah sporumuz yok bizim.Biz de işimize gücümüze gidiyoruz.

Sen aracına memleketinle, sevdiklerinle, takımınla, inançlarınla ilgili muhtelif şeyler yapıştırmasını biliyorsun ya, bizler de bunu yapıştırdık…Sinirlendirmeyin beni.

Haa, bir de…Diğer şehirlerde nasıl bilmiyorum ama özellikle İstanbul minibüs şöförlerinin –daha açıkçası Anadolu yakası minibüsçülerinin- trafikte hiç bir şeye aldırmamalarına deli oluyorum. Ne kırmızı ışık, ne dönülmez işareti.. Hiç bir şeyi tanımazlar.

Yol keser, yol vermezler. Trafiği aksatma kaygısı duymadan caddenin tam ortasında durup, yolcu indirir bindirirler.

Sağa, kaldırıma yanaşsa arkada bekleyenler geçip gidebilecek. Ama ne lüzumu var? Beyefendi tekrardan sol şeride geçme zahmetine girmemek için ortada durur, işi bitince devam eder gider.

Ha, kaldırımda dikilenlere uyguladıkları taciz de iğrençtir. Taa uzaktan selektör yapıp yaklaştıkça da hız azaltmaya ve korna çalmaya başlarlar. Kaldırımdaki kişi salak olduğundan gelenin minibüs mü deve mi olduğunu kendi başına anlayamaz ya, şöför ses ve ışık gösterisi ile yolcu adayına kendini beğendirmek çabasındadır. (Minibüste yer olup olmamasının bu taciz çalışması ile hiç bir alakası yoktur.)

En sonunda gelir önünüzde durur, kapıyı açar, işaret filan etmemiş olmanız önemsizdir. Sırf karşı kaldırıma geçmeye çalışıyor bile olsanız, şöför için kaldırımda duruyor olmanız yeterlidir. Bineceksinizdir ama kendiniz bunu henüz bilmiyorsunuzdur. Yeterince azimli bir şöföre denk gelmediğinizden kaldırımda dikilmektesinizdir.

Son olarak… ayakta gitmek için para ödemeye razı olan insanlar yüzünden toplu taşımacılık berbat halde.

 

6 Yorum

Filed under çocuk, güvenli hayat, saçmasapanlıklar, şikayetlerim