Category Archives: aile

Tarihte ilk whatsapp grubu

1980’lerde annemler tarafından kuruldu.

Aynı meslekten, çoğu sınıf arkadaşı beylerin aşağı yukarı aynı yıllarda evlendikleri ve bir kaç sokaklık mesafede oturan hanımlar bir şekilde tanışıp birbirlerini gayet “kafa” bularak küçük bir arkadaş grubu kurarlar.

Sonra duyan gelir, referansla filan arkadaş grubuna dahil olmalar başlar, “bizim hanımı da çağırsalar ya” diye beyler ricacı olurlar filan grup en şâşalı zamanında 25 kişiyi aşmıştı.

Daha ilk başlarda “gümüş günü” adı altında haftalık toplantılar organize etmeye başladılar. Her hafta Perşembe günü içlerinden birinin evinde toplanılır, yenilir içilir, para toplanır ve çekiliş yapılır. X yazılı kağıdı çeken ertesi haftaki toplantıda ev sahibi olur.  Tanıdık bildik bir kuyumcunun vitrininden seçilen bir ürünün,  {ilk evvel bir minik gondolla başlar set, yahut 12 çay tabağı ile 12 çay kaşığı} parası güne katılan kadınlarca bölüşülür, herkesin evinde bir hatırası olur böylece.

Sonraları “Altın günü”ne döndürülse de bu işin aslı böyle başladı.

Bu grubun alt grupları da oluştu zamanla.. Annemle gümüş günü arkadaşları hâlâ görüşüyorlar, beraber tatile çıkıyorlar, kadınlar arası bu kadar uzun bir sevgi bağı örneği var mıdır bilmem..

İşte o zamanlar, “zincir çevirmek” dünyanın ilk whatsapp grubuydu. Herkesin halka olduğunu ve kulaktan kulağa oynadığını düşünün.

1. sıradaki 2.’yi arar ve “falanın eltisi vefat etmiş, zincir çeviriyoruz, yarın ikide evine taziyeye gidiyoruz” der bırakırdı. İkinci üçü arar aynısını iletirdi. herkesin sırası belli olduğundan yarım saat içinde bütün grup programı öğrenmiş olurdu. Evde ütü kadar büyük, kırmızı, krem ya da mat yeşil bir çevirmeli telefonun salonda baş köşede durduğu ve carr diye çalınca yerinden sıçradığın günler.. (evde değilsen kimseye ulaşamazsın kimse de sana ulaşamaz. kim aradı asla bilemezsin. çok tuhaf mı? hayır, çünkü “arayan gene arasın”dı. Evde bulana kadar arardın, derdini telefon açılana kadar ertelerdin. )

Ha diyelim zincir bozuldu, 6 numara evde yok telefonu açmadı. O zaman 7’yi ararsın, zincir oradan devam ederken 6’yı bulana kadar aramaya da devam edersin.

Herkes de saat ikide söylenen yere gelir. Şimdi elli kere randevulaşıp yüz kere konum atıyoruz yine de belli bir yerde buluşmak sağlam bir azim gerektiriyor.

 

Bu yazımı, “büyük gruptan” ilk kopan, hepimizin teyzesi, benim için özel bir kahramanlık yapmış olan, adı tam kendisine uygun verilmiş Fazilet teyzemin anısına yazdım. Mekanı cennet olsun.

 

Reklamlar

2 Yorum

Filed under aile, severim paylasirim, sosyal medya, whatsapp

Çocuk ve İnternet güvenliği

Değerli veli arkadaşlarım.

0-15 yaş arasını sıkıca, 15-20 arasını da gevşek de olsa kontrolde tutmak gerektiğine inanıyorum. “hayatın gerçekleri”ni öğrensinler tamam da, bütün çıplaklığıya GÖRMELERİ gerekmiyor. (*)

Son bir yılda en güncel yazılımları indirip denedim, memnun kaldıklarımı tavsiye etmek istiyorum. Ellerinde akıllı telefon ya da tablet olanları için önerdiğim yazılımlar :

Kid Control. internet bağlantısı ile çalışıyor yani sim kart şart. Wi-fi ile de bağlanabiliyor. ama neticede her yerde wifi yok değil mi? Ailenin her ferdinin telefonuna indiriyorsunuz, ebeveyn e-posta adresi ve şifresi ile hepsini birbirine bağlıyorsunuz. Uygulamaya giriş yapıldığında her telefonun anlık olarak yerini bildiriyor size. “nerdesin?” derdi bitti. Ücretli uygulamayı indirirseniz, son onbeş gün o telefon nerelere gitti size bilgi veriyor. Kendi güvenliği için kullandığınızı çocuğa izah edin. Bu bir casusluk uygulaması değil. Deprem bölgesiyiz neticede, hiç bir şey olmasa, benim ya da babasının da nerede olduğumuzu bilebilir ki bu da az şey değil. İsterseniz webden de bütün bunlara erişebiliyorsunuz. Mis.

Dinner Time Plus. evdeki akıllı cihazların kontrolünü veren çok şahane bir program. Telefon ve tabletlere indirin, saat sınırlaması mı getireceksiniz, video izlemeyi mi engelleyeceksiniz, google’dan ne aramış, kaç saat whatsapp’ta takılmış herşeyi önünüze getiriyor. Ayarları doğru yaparsanız kendisi de silemiyor.

Değerli uyku saatlerini yattığı yerden telefona/tablete sarf etmesini engellemek için mesela, saat 22:00’de cihazı internete kapatabilmek mümkün. Ya da elli kere “hadi sofraya” demiyorsunuz artık. Tek tuşla kesiveriyoruz bağlantıyı, stres=0. (adını da buradan alıyor zaten).

Bizim evde tehditle, zorbalıkla, diktatörlükle ilerlemiyoruz. Ben kuralları söylüyorum, açıklamasını da yapıyorum. Mesela “matematik notu 80 olana kadar günlük internetin 30 dakikaya düştü”. TTNET bana kota koyarken de aynı mantığı kullanıyor. Al sana gerçek hayat. Kendi kendini kontrol edebildiğinde sınırları tek tek kaldırıyorum. Saat ondan sonra çet yapmayıp uyuması gerektiğini bilme yaşına gelince mesela, o sınır kalkıyor. Ha ben bakıyorum tabii arada, ama gözetlemek değil amaç. Güncel durumu inceliyorum.

Veee bilgisayar, evet güvenli arama ayarları yapsan, ad-block kursan ve reklamlara engel de olsan yine de tam bir iç rahatlığı olmuyor.

Onun çözümü de Qustodio . Bilgisayarda her türlü saat sınırı, site engelleme, günlük girilen her şeyin, aramaların raporlaması hepiciği mevcırt.

 

(*) Black Mirror izleyenler lütfen bana Arkangel bölümünden bahsetmesin.

Yorum bırakın

Filed under aile, araştırdım, çocuk, bilgisayar, güvenli hayat, internet, severim paylasirim, uygulamalar

Ekmek Kesmedik diş olmaz, başa gelmedik iş olmaz..

Değerli okur.

Bu yazıyı sana yeni bir yılın ta en başından yazıyorum.  Mutfak eşyamı az ve öz severim.  Bir tane rende olsun ama titanyum olsun isterim.  Çünkü kem aletle kemâlet olmaz.  Pazardan alınma rendeyle kalite tutmaz.

Bu adı geçen rende fazlasıyla iyi.  Hani filmlerde kılıç denerken kılı ikiye keserler ya; Ha bu rende de rendelerin kralı azizim. Rendeler. Hiç acımaz.

Uzun lafın kısası,  Sağ el baş parmağımı ve tırnağımın bir kısmını rendeledim. Canım ne var bunda? Kazaya rıza gerekir,  akacak kan damarda durmaz.. Beni kan tutmasa iyiydi.. Hop elimi soğuk suya tuttum hemen.  Soğukta damarlar büzüşür,  kanama morarma azalır. Bu yüzden mutlaka buzlukta mavi buz jeli bulundurun,

20180103_124327475175793.jpg Hiç olmadı bir tane dolu buz kutunuz olsun. Her an herşey olabilir. Kan durur gibi olunca kağıt havlu basıp ilk yardım kutusuna gittim.  Bizim evde ilk yardım malzemelerinin durduğu kutu tam girişte durur ve güzelce hazırdır.

Içinde sargı bezi, gazlı bez,  yapışkan bant,  antiseptik, kan durdurucu,  soğutucu sprey,  makas bulunur.  Açık yaraya kesinlikle pamuk basılmaz unutmayın.  Gazlı bez ve bandaj paketleriniz açık ve kullanıma hazır olsun.  Sağ eli kesince sol elle beceremez insan.  Vakit kaybı.

20180103_124248905105786.jpg

Yalap şap paketledim parmağımı ama bakamıyorum :))

Sonra gidip ev pantolonumu çıkarttım,  eşofman geçirdim.  Dolabın bir köşesinde tek elle giyilebilecek kolay ve örtücü bir kıyafetiniz olsun. Deprem sabahın üçünde olunca donla sokağa fırlayanlar olmuştu.

Keza Ocak ayı olunca hava da soğuk ancak mont giyebilecek durumda değilim.  Üzerime de pelerin panço arası bir şeyim var onu aldım. Arabanın anahtarı hep aynı yerdedir,  Telefon hep şarjlıdır, cüzdanım çantamdadır ve en sevdiğim ayakkabılarım da çarık gibi giyilen skechers’larımdır.

Yani olaydan üç dakika sonra kapıdaydım ve acile gidebildim.

Kendinize acil durum senaryoları hazırlayın.  Denemeler yapın.  Yangında ilk kurtarılacaklarınızı belirleyin.  Tamam ben herkesten biraz daha paranoyak olabilirim ama hazırlıklı olmak işime yaradı.  Kafası kesik tavuk gibi panik içinde oraya buraya koşuşturup değerli vaktimi kaybetmek istemem.

Elim iyi.  Geçecek.  Önce tedbir,  Sonra tevekkül.

Yorum bırakın

Filed under aile, ev işi, güvenli hayat, saglik, severim paylasirim

O soru bir kez daha geldi.. Prezervatif nedir? Üreme nasıl olur?

Olayın 3 bölümlük ilk kısmı için : O soru nihayet geldi

Malum-u âliniz, abd-ı aciz bendeniz, eczacıyım ayıptır söylemesi. Zaman zaman bizim veletler de eczaneye gelip bana çıraklık ederler. Bu sene 10 yaşını süren mahdum, renkli parıl parıl kutulara bakıp “aaa anne LOVE yazıyor! ay lav yuu!!!” dedikten sonra soruyu patlattı.

“Anne bu ne?”

{BU} dediği de Durex-OKEY rafındakiler.

Tıpta ayıp yoktur. O yüzden kısaca açıkladım. “Eğer bir kadınla bir erkek çocuk yapmak istemiyorlarsa bunu kullanırlar.”

Tıpta yoksa bile bizim oğlanda acaip utanma vardır, konuyu hemen kapattı.

Daha evvel de dediğim gibi, on yaşına gelmiş ve soru sormuyorsa başka bir kaynaktan öğreniyordur. Alın karşınıza kendiniz anlatın.

Ertesi sabah evde, ben ona sordum.. “Bizim kedilerimizin neden yavrusu olmuyor?”

“Veteriner yumurtalarını çıkarttığı için”

“Evet. Peki yumurtaları neredeydi?”

“toplarının içinde?”

“Senin yumurtaların da var biliyor musun? Senin toplarının içinde de senin yumurtaların var. kadınların yumurtaları da karınlarının iç tarafında. kasıklarının biraz üzerinde. ”

“hımm”

“bebekler nasıl yapılır biliyor musun?”

“anneyle baba 30 gun aynı yatakta yatarsa bebekleri olur”

“evet aynı yatakta yatarlar ama o yumurtaları paylaşmaları lazım. iki kişinin yumurtasından bir bebek oluşur. Buna üreme denir.

Kadın üreme organları kadının karnının içinde olur. Yumurtalıklar, rahim ve doğum kanalı yani vajina..

kadin-ureme-organiErkek yumurtasının ayrı bir adı var. ona sperm denir. spermler o toplarda üretilir. Aynı kemik iliğinde akyuvar üretilmesi, midede barsakta sindirim enzimleri üretilmesi gibi. Üretim merkezi orası yani. O da bir organımız. Kulak gibi, utanılacak bir şey değil. Her erkekte var. Ancak “özel bölge” olduğundan, kimseye gösterilmez ve kimseninkine de bakılmaz.

erkek-organi

Eğer erkek ve kadın bebek yapmak isterlerse, beraber yatarlar. Erkek toplarında ürettiği spermleri bir kanalla kadına verir. Bu kanalın ucu penise bağlıdır. Kadının üreme organları karnının içinde olduğundan, penis spermleri doğum kanalına yani vajnaya bırakır. Hani burnumuz hem nefes alır hem koku alır.. Onun gibi, penis de iki işe yarar hem çiş boşaltır hem de sperm iletir.

Vajina’dan giden spermler yumurtalıklardan gelen yumurtalarla rahimde buluşur ve birleşirler.. Ve bölünerek çoğalmaya başlarlar. Yeni bir hayat başlar.

Eğer bebek yapmak istemiyorsan, prezervatif adlı bu koruyucu yöntem kullanılır.

 

Bu konuyla ilgili en sade gorselleri Sevilay hanımın blogunda buldum..

 

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, saglik

Hart!

Evde iki kedimiz var. Üç yıldır, gül gibi bakıyoruz kendilerine. Canımız, tüylü oğullarımız onlar bizim.

Veteriner bey de sağolsun aşı zamanlarını haber veriyor, daha sonra da gelip evde yapıveriyor. Elleri dert gormesin :)

Veterineri kesinlikle sevmeyen kediler, daha diyafonda “beniim” sesini duyar duymaz en kuytu yerlere saklanıyorlar.

O yüzden adam gelmeden önce tedbiri alıyoruz, kendilerini koridora sıkıştırıp bütün kapıları kapatıyoruz. Akabinde de havluya kundaklayıp, ya da ensesinden yakalayıp aşılatıyoruz. Her seferinde yaş mama ödülü versem de hiç sevmiyorlar aşıyı.

Bu seferki aşıda kendime güvendim, kediyi çok sallamasyon tuttum, ben iyi tutmayınca o da can havliyle elimi kaptı. Beş kere dişledi, sonuncusunda da bırakmadı. Elimi silkeleyip düşürdüm kediyi.

Bizden kaçmaz tabii, kendisi tekrar yakalandı o aşıyı da yedi. Ama benim el davul gibi şişti akşamına. Veterinerimiz “kedi aşılı olmasına aşılı da ağzındaki bakteriler enfeksiyon yapar. insan da ısırsa enfeksiyon gelişir, normal” dedi. Tamam kuduz olmayacağız, ama antibiyotik şart. Özele gittik, acil doktoru hemen devlet hastanesine yolladı. Sorumluluk almayi istemiyor, haklı.

Gecenin bir saati acil sırası, acilden enfeksiyon hastalıkları polikliniğine sevk, doktorun “kedi mi köpek mi” diye sorup yaraya göz atıp, antibiyotik yazması, bir de aşı kartı hazırlaması.. O arada eşimin de telefondan şantiyenin yavru köpeğinin fotoğrafını göstermesi, “beni de bu ısırdı” demesi. (oynarken dişliyor daha bebek) küçücük çizik yüzünden (sayemde.. {*}) ona da bir aşı kartı açılması, acile dönüp aşı odasına gitmemiz, kuduz aşılarımızı olup eve dönmemiz..

ımg_20171008_205454_228362657361..jpg

Allah cümle hastalara şifa, sağlık personeline de sabır ihsan eylesin. Çok zor.

 

Şimdi normal prosedür şu: Aşılar sadece belirli devlet hastanelerinde bulunuyor. O yüzden özele kastırmayacağız. İlk aşı mümkün olduğunca erken. (hiç acıtmıyor yemin ederim) İkinci aşı 3 gün sonra. Üçüncü doz haftasında.

Kedi/köpek sahipliyse, gözlem altındaysa ve on gün içinde kudurmazsa, yahut aşı karnesini beyan edebilirseniz sonraki aşılar opsiyonel.  Yoksa 15. gün ve 28. gün son iki aşınızı olmanız gerekiyor. Aksi halde eve polis gelip sizi aşıya götürüyor.

Biz paşa paşa gittik aşılarımızı olduk. Hiç olmazsa önümüzdeki yıllarda herhangi bir ısırık alırsak hayatımız garantide.

İlçe Tarım ve Hayvancılık müdürlüğü eşimi aramış, evdeysek kediyi görmeye geleceklerini söylemiş. Ben görüştüm. Evde olmadığımızı geç saatte gelip gelemeyeceklerini sordum.

– Gelemeyiz, mesai bitiyor beşte.

+ Hm, whatsapp’tan atayım kedinin resmini? (gerçi hangi kedi ısırdı, gelip görse bile nerden bilecek??)

– Öyle de olmaz. Ben “geldik bulamadık yazıyorum”. Sizin için kötü oldu aşıya devam etmeniz gerekecek, ya da karnesini götürün giderken.

+ Biz memnunuz valla, aksiyon oluyor bize de arada çıkmış oluyoruz evden. varsın aşıya çıkalım.

 

harbi aksiyon oluyor yahu :))

Beri yandan ben küçükken büyükler dışarı çıkacaklarında giyinir kuşanır, çocuklara da “doktora gidiyoruz, iğne yapacak, sen gelemezsin sana da yapar” der kaçarlardı.

biz şimdi çocuklara diyoruz “biz iğne olup geleceğiz”. zerre tınmıyorlar.

Ben bu akşam aşıya gidiyorum. Makyaj yaptım hafif. Yeni çantamı da aldım. hohoyt!

 

{*} zengin ve pimpirikli ve oldukça kaprisli adam gecenin üçünde uşağını yollayıp doktorunu yataktan kaldırıp eve çağırtmış. Doktor gelmiş alelacele, ciddi bir yüzle muayene etmiş. muayene bitince..

“beyefendi, vasiyetinizi yazması için avukatınızı, noteri ve iki de şahit çağırmanızı öneririm” demiş.

adamın benzi atmış “o kadar kötü müyüm doktor?”

doktor cevaplamış: “hayır ama, bu saatte bir tek uyandırılıp getirilen ben olmak istemiyorum”

Yorum bırakın

Filed under aile, Kedi, saglik

Netizen = Netandaş

 

TEOG kalktı. Evet ortalık kaynayacak durulacak bir vakit. Ders veren kurumlar, öğretmenler, test kitabı yazarları yayınevleri, bundan geçinen bir ton insan göçmüştür herhalde. Allah kolaylık versin. Benim kızım girdi çıktı son sınava, yerleşti bir Anadolu Lisesine. Oğluma Allah kerim.

Çocuklardan yana pek kaygım yok. Elimizde internet olduğu sürece dünyanın en iyi eğitimini alabilirler. Her dilde anlık tercüme yapılabiliyor artık ve her konuda çeşit çeşit uzman insan bilgilerini videoya aktarıyorlar.

Sanal gerçeklik gözlükleri ile aklınıza gelmeyen yerlerde olmadık şeyleri öğrenebiliyoruz.

 

Bütün bu teknoloji ve bilgi okyanusunda HÂLÂ 40 kişi bir sınıfa tepilip öğretmenlikle ilgisi olmayan ama hasbelkader öğretmen çıkmış bir adamın mırmırını dinlemek zorunda değiliz. Herkes kapasitesi ve istediği kadar öğrenecek.

Bu çocuklara artık NETIZEN deniyor. İnternet ve Citizen (vatandaş) birleşimi. Netandaş.

Akıllı telefonları jet gibi kullanıyorlar. Uygulamalarla dolu ekranlar. Ödevlerini whatsapp’tan paylaşıyorlar, gittiklerini gördüklerini canli yayinlara aktarıyorlar. Sözlüklerde yarışıyor, sorunlarına arama robotlarıyla teşhis koyuyorlar. Herhangi bir argümanda telefonu çekip birbirlerine kaynak sunuyorlar. Sınırlar ve ülkeler masal gibi geliyor arkadaşlara. Her birinin projeleri, ustası oldukları sanal oyunları, çizgi roman anime manga evrenleri var. Ve önceki nesille araları o kadar açıldı ki artık umurlarında bile değil.

Netandaş çoğunluk dünyanın geleceği. Daha barışçı belki biraz daha yalnız ama çok güzel bir gelecek olacak. Birbirlerini anlayacaklar. O zaman ne lise kalacak ne teog.

Carl Sagan Kozmos’ta “dünya korkaklara kalacak. geri kalanımız uzayda olacağız” demişti. Bu gelecek heyecanlandırıyor beni.

 

 

(dip yazi: kendime yazdığım not. düzenleyemedim. dursun::

 

İnstagram yeter.
Şaka bir yana…
Bisey ogrenmek isteyen google’dan bulur ogrenir. Youtube’de degme anadolu lisesi ogretmenini cebinden cikaracak insanlar ders anlatiyorlar.
Ana sinifindan ele alan, insan olmayi ogreten bir sistem onumuzdeki 15 yil icerisinde “dunya mufredati” olacak.
İsteyen öğrenecek. Istedigini ogrenecek. )
Tip, hukuk ve butun sisyal bilimler online ve standart egitim ve uygulama olacak. Yani robot doktorlar 7/24 hizmetinizde ve hatasiz teşhis ve tedavi imkani.)

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, bilgisayar, icatlar, internet, kültür

Yaptığın banaysa, öğrendiğin kendine.

Allah cümleninkini bağışlasın, iki çocuğum var. Biri kiz biri erkek. Sanırım yuruyebildiklerinden beri işe koşuyorum. 

Sofra kurma, kaldirma, kahve yapma, makineleri bosaltma, camasir asma, katlanmis camasiri yerlestirme, havlu katlama, corap çiftleme, evi supurme, yatak yapma, toz alma cocuklarin isi.

Mutfakta da yardim ettiriyorum; kendi bıçakları (bambu ve plastik. El kesmiyor), kaydirmaz tahtalari, cesitli malzemeleri var.

Büyür de Mısır’a sultan olursa yuz tane hizmetcisi olursa rahat eder oh ne âlâ; olmazsa küçükten öğrenmiş (“eli kırılmış” derler) kendi işini yapmayı bilen insan zaten rahat eder.

Kendi eliyle yerlestirdigi icin “anneeee bilmemneyim nerde?” demiyorlar ki bu da bonus :)

Ayrica “iyi yapilmis bir isi takdir etme” duygusu gelisiyor.

Ve herseyden onemlisi, “bil de yapma” nedir onu ogreniyorlar. 

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, ev işi