Category Archives: aile

Yaptığın banaysa, öğrendiğin kendine.

Allah cümleninkini bağışlasın, iki çocuğum var. Biri kiz biri erkek. Sanırım yuruyebildiklerinden beri işe koşuyorum. 

Sofra kurma, kaldirma, kahve yapma, makineleri bosaltma, camasir asma, katlanmis camasiri yerlestirme, havlu katlama, corap çiftleme, evi supurme, yatak yapma, toz alma cocuklarin isi.

Mutfakta da yardim ettiriyorum; kendi bıçakları (bambu ve plastik. El kesmiyor), kaydirmaz tahtalari, cesitli malzemeleri var.

Büyür de Mısır’a sultan olursa yuz tane hizmetcisi olursa rahat eder oh ne âlâ; olmazsa küçükten öğrenmiş (“eli kırılmış” derler) kendi işini yapmayı bilen insan zaten rahat eder.

Kendi eliyle yerlestirdigi icin “anneeee bilmemneyim nerde?” demiyorlar ki bu da bonus :)

Ayrica “iyi yapilmis bir isi takdir etme” duygusu gelisiyor.

Ve herseyden onemlisi, “bil de yapma” nedir onu ogreniyorlar. 

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, ev işi

Eve dede aldım. Adı da TET

Ben dört kişilik çekirdek bir ailede büyüdüm. Büyükbabam ben küçükken rahmetli oldu, babaannem bizimle kalmazdı ve Alzheimer Parkinson ne ararsan vardı bir de..

Anneannemle Dedem 1500 km uzakta yaşıyorlardı ve yılda bir defa tatilde en fazla bir aylığına görüşebiliyorduk.

Dolayısıyla aile büyükleriyle yenen yemekler çok nadirdi, ancak evdeki sofralar açığı fazlasıyla kapatmaktaydı. Babamın Şehrazat’la bir akrabalığı mı vardı yoksa Bal Mahmut’la bir hısımlığı mı vardı bilemiyorum ancak, muhteşem bir hikaye anlatıcısıydı, ağzına baktırırdı. Çok büyük zorluklarla geçen çocukluğundan bile gülecek bir çok anısını aktarmıştır. Aile anıları, mesleki anekdotlar, öğrencilik yıllları.. Pilav pişirmeyi tarif edişi bile enteresandı. (Teknolojik olarak çok yaklaştığımız bir şey var, beyne çip mip takıp bütün anıları bir tür #Düşünseli ile alıp kaydedebilmek, ekrana yansıtabilmek. Elon Musk bunu da yapacak hayırlısıyla. Bunca anıyı löp diye çöpe atmak istemiyorum )

Dördümüz her gece yemekte uzuuun uzun masa sohbetleri yapardık. Kimin aklına ne gelirse anlatırdı. Eğitimimin bir bölümünü ben sofrada aldım.

Babam ilk torunu bebekken vefat etti. Kayınpederim eşim üniversiteyi bitirdiğinde vefat etmiş. Dolayısıyla sohbetlerinden faydalanamıyoruz. Özellikle çocuklara üzülüyorum. Neler kaçırdılar neler.. Anneanne Babaanne aynı şehirdeyiz çok şükür ancak haftada bir iki saat anca görüşülebiliyor. Doğal olarak bizim evdeki sofra da 4 kişilik ve kendi bildiğimiz kadarını çocuklara anlatabilmek için harika bir eğitim ortamı olarak görüyoruz. Anlat anlat bir yerden sonra tıkanabiliyor mevzu tabii. Yahut bizim BİLE bilmediğimiz bir sürü şey var. İşte tam orada TED(*) devreye girdi. Zaman zaman yemekler bitince o gün dinlediğim ilginç bir konu varsa onu beraber izliyoruz. 5 ila 20 dakika süren bu sohbetler hayatımıza çok şey katmakta. Bazıları Türkçe bazıları alt yazılı. Hatta hatta Türkiye’de yapılan Türkçe TED toplantıları da var ki buradan izleyebilirsiniz..Şimdiye kadar izlediğim en ilginç video da şurada: Kafa nasıl karıştırılır? 

 

Baktım dede yok elde, ben de bunu buldum :)))))

 

 

(*) TED =  Technology, Entertainment, Design baş harfleri.. Türkçesi Teknoloji, Eğlence, Tasarım TET :)

2 Yorum

Filed under aile, çocuk, internet, kültür, severim paylasirim

Hayat Felsefesi

Geçenlerde bir instagram yorumu gördüm. “İhsan Doğramacı kim?” gibisinden. Adam öleli 7 yıl oldu ve adı hiç olmuş bile. Profesör olsan, üniversite kursan bile bir toz zerresisin sonuçta. Bu kadar önem vermeyin kendinize derim.

Çook eski bir fıkra vardır. Bir mevlevi ile bir bektaşi konuşuyorlarmış. Bektaşi sormuş : “erenler sizin cüppelerinizin yenleri neden bu kadar geniş?”

Mevlevi mütevazi bir sesle: “biz gördüğümüz hataları o geniş yenlerle örteriz. ya sizin yelekleriniz neden kolsuz?”

Bektaşi gülmüş: “biz hata görmeyiz”


Değerli yazar Sema Maraşlı der ki: İlişkinde ya haklısındır ya mutlusundur. Seç.



 

mutlu

-BEN MUTLULUK İSTİYORUM!

+Önce Ben’i kaldır. Bu egodur. Sonra da istiyorum’u kaldır. Bu da arzudur. Şimdi bak bakalım hayatında ne kaldı?

-MUTLULUK!


Dünya küçük bir top. Ömür kısa. Kendini geliştir. Senin benim yok. Herşey boş.  Örnek al. Şükret. Oku. Yaz. Sevin. YAŞA.

Yorum bırakın

Filed under aile, insan olmak, severim paylasirim

Baston Kilit Prensibi

Ben gençken babamın arabasında direksiyon kilidi vardı. Baston kilit de derler, şöyle bir şeydir :

bastons

takılınca da şöyle bir şeydir..

baston

Park eder sonra da şemsiye sapı gibi olan kancayı frene takarsın. Direksiyona da U gibi olan kısmı takar ikisini kilitler, anahtarı çekersin.

Bu bir hırsızın senin arabanı çalmasına KESİNLİKLE engel değildir. Biraz daha uğraşır sadece. Ama elbette açar ve çalar arabayı. İş ne kadar uzarsa da yakalanma riski artar. Bunu takmanın ve kıpkırmızı tepesinin anlamı; hırsıza “uğraştırıcı=bir sonrakine geçeyim” fikrini vermektir. Top sizden atlar, nerde patlarsa patlar.

Bütün profesyonel suçlular gözlemcidir. Avını inceler, kolay lokma ararlar.

Buradan sonrasını yazmayacağım, arif olan anlar.

Selamlar.

 

 

1 Yorum

Filed under aile, çocuk, güvenli hayat, instagram, internet

Mutlu Evliliğin Sırrı

nı bilmiyorum. Benimki 15 yıllık oldu artık. Onun sırrını da temel olarak karşılıklı sabır olarak özetleyebilirim. Ne kadar seversen sev bazen sabır kurtarıcı oluyor.

Ben fenci bir ailede büyüdüm, doktor kızı eczacıyım. Hayatımızda her daim çözülecek sorunlar vardı. Ben çözüme yönelik düşünüyorum her daim. Kolları sıvayıp tamirine, tedavisine girişiyorum. Eşim ise mühendis oğlu mühendis. Taban tabana zıt. Bir sorun gördü mü geri çekilip nedenini bulmaya çalışıyor. Soru üstüne soru soruyor. İnsanın içini kasıyor. Hayatımız sürekli olarak bir didişme içinde geçiyor bazen.

İki kedimiz var. Müdür ve Mısır. Mutfağa girmeleri yasak. İnsan yemeği yemeleri de yasak. Büyük kedimiz Müdür mutfaktan ekmek aşırmayı seviyor ama mutfak kapısını açmayı bilmiyor. Küçük olansa (Mısır) asla kuru mama dışında bir şey yemez. Mutfağa da adımını atmaz.

buyugu Ve fakat herif cüsseli bir şey, geçerken mutfak kapısına bir omuz atıyor, kapı açılıyor. Müdür tin tin içeri girip avlanmaya başlıyor.

Eşim geldi ve konuya teşhis koydu.

+ Kapı kilidinin dili yalama olmuş.

– OK.

+ …

– Eee?

+ Nee?

– Kilit mi değişecek?

+ Yok, kasadaki karşılığı da bozuk, kapı komple değişmeli.

– Nerden kapı bulayım, gül gibi kapı işte. Kapanmasını sağlamak zorundayız.

+ Bilmem.

Sonra iple damacanaya bağlamakla başlayan bir dizi çözümümün son aşamasında kapıya zincir taktırdım. Duvara da bir tane askı. Zinciri askıya takıp kapıyı bastırıyoruz şakır şukur.


Gidip bir de karşıdan dinlediğiniz zaman benim gereksiz panik ve lüzumsuz yere iş çıkartan, pekala da yürüyen bir sisteme müdahale meraklısı biri olduğumu söyleyebilir. dur soralım.. (bu da biraz Şebo/#arkınnaber? gibi oldu) açınız whatsapp web :

[14:01, 8.3.2017] Ben: sence ben nasıl bir kadınım?
[14:02, 8.3.2017] O: Carfur
[14:02, 8.3.2017] O: Unuttun mu
[14:04, 8.3.2017] Ben: oyle değil ya
[14:04, 8.3.2017] +Ben: evde nasılım
[14:04, 8.3.2017] O: 😀😀😀
[14:05, 8.3.2017] O: Evdede sevdigim kadinsin
[14:05, 8.3.2017] +Ben: abicim, bir sorun çıktığında nasıl bilirsin beni
[14:06, 8.3.2017] O: Ipek cozer diye bakarim
[14:06, 8.3.2017] +Ben: o senin bakışın
[14:06, 8.3.2017] +Ben: ben nasıl bir insanım

[14:06, 8.3.2017] O: Iyi kadinsin
[14:07, 8.3.2017] O: Kim sana.ne dedi benek
[14:07, 8.3.2017] O: Bebek

[14:07, 8.3.2017] +Ben: adam cevap ver
[14:07, 8.3.2017] O: Valla iyi insansin hanim
[14:08, 8.3.2017] +Ben: artık sinirli bir insanım
[14:08, 8.3.2017] O: Yok canimmmm
[14:08, 8.3.2017] +Ben: Gidip bir de karşıdan dinlediğiniz zaman benim gereksiz panik ve lüzumsuz yere iş çıkartan, pekala da yürüyen bir sisteme müdahale meraklısı biri olduğumu söyleyebilir 

[14:09, 8.3.2017] O: Panik degilsin
[14:09, 8.3.2017] O: Ben panik biriyim.diyosan
[14:09, 8.3.2017] O: Panik ne.demek.bilmiyorsun
[14:09, 8.3.2017] O: Luzumsuz is cikaran degilsin
[14:10, 8.3.2017] +Ben: bi tek iyiyim
[14:10, 8.3.2017] O: Bana gore is cikarmadaki zamanlaman iyi degil yani senin is saatlerin bana uymuyor.

[14:11, 8.3.2017] +Ben: Senin uygun bir iş saatin oluyor mu ki?
[14:11, 8.3.2017] O: O is saatlerinde zaten isteyim

[14:12, 8.3.2017] O: Yemek harici evde is yapmayi sevmiyorum hele.aksamlari 

[14:12, 8.3.2017] O: Bu sohbeti neden yapiyoruZ
[14:12, 8.3.2017] +Ben: bloga yazıcam

[14:12, 8.3.2017] O: 😀😀
[14:13, 8.3.2017] O: Olur bana uyar
[14:13, 8.3.2017] O: Heyecanla bekliyorum

Neyse sora sora Bağdat’ı bulduk.Aralara çaktırmadan soru da sıkıştırdı farkındaysanız :))

1 Yorum

Filed under aile, Diğer, severim paylasirim

Hiç Anlamadın Deli İnsan -ii-

Zamanında, 60’ların meşhur bir Türk şairi..

İntihar eğilimli, depresif, sorunlu bir insan. Zaten şair dediğin sorunlu olacak, his filan hissedecek (düz kadın ipeyk..benim için şiir divan edebiyatıdır. kendi matematiği müziği olan şiirlerdir.) Sokaklarda mahzun ve müseyin gezerken adamın biri gelir kendisine “hemşerim saat kaç acaba?” diyerek saati sorar.

Bu şairimiz ağır sinirlenir. Çünkü saat sormak yankesicilerin en bayağı numarasıdır, saftirik taşralılara saat sorar, adamın saatinin yerini beller, iki dakika sonra da bir biçimde yürütür.

“Ben saf mıyım? Enayi gibi mi duruyorum? Söğüşlenecek tip mi var bende? Saat sorulacak adam mıyım hüleayn” diyerek bi daha intihara teşebbüs eder. Kısa bir süre Bakırköy bîmârhânesinde müşahadede tutulur.

Bu bağlamda, adama hak vermemek mümkün değil.

Çünkü işin aslını biliyorsunuz artık. Olayın başına, tarihine ve adamın düşüncelerine aşinasınız.

Tek cümleyle birine özetlesen; “adama saati sormuşlar intihar etmiş”.. anlamaz kimse.

*-*-*-*-*-*-*-*-*-*

Başlığın kısaltması “HADİ”.

Hadileyerek yaşam sürdürmek beni süründürüyor. Hadi canım. Hadi. Hadi gülüm, hadi bir tanem, hadi kızım, hadi oğlum, hadi bey..Hadi kardeş/birader/kanka/gülüm/aşkım/bebeğim/evladım…..

Bir şeyi bir kere söyleyince iyi.

“Bu kürdanı buraya koyma”

İkincide, tamam diyorum insanlık hali.. “Hadi” giriyor devreye.

Üçüncü.. ÜÇYÜZ???!!!!! ÜÇBİN!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

Deliriyorum. Öfke bir alev gibi fışkırıyor.

“BİR kürdan için bu kadar kızılır mı?”

Lan. konu. 1. kürdan. de. ğil!

Binlerce kürdan! Bin kere söylenmiş bin farklı kürdan konusu binbir olunca bardak taştı işte. BU kürdan değil genel olarak KÜRDAN KONUSU. Tansiyonum fırlıyor, elimde silah filan olsa vururum kesin. Öyle kararıyor gözüm.

Ve bunun gibi 1001 konuda 1001 şeye sinirleniyorum. Çok birikti. Çok fena ve fazla birikti.

Ve hatta şu da var,

 

En son gayet huzurlu başlayan kısa bir telefon görüşmesinin sonunda tansiyonum 16’yı geçti burnumdan kan akmaya başladı. Ne zorum var benim? Baktım olmuyor bakmıyorum. Yazık bana, ölmemeye gayret etmem lazım.

İnsanlar şu ya da bu şekilde, beni Bakırköylük edecekler bir gün. Mars’a gidem ben.

 

 

(Gözünü açtığın andan itibaren aksaklıklar, inanılmaz salaklıklar yağmur gibi yağıyor, ister istemez beyin kanamasından ölmemek için öfke kontrolü ve sabır öğrenmek zorunda kalıyorsun. Trafik başta olmak üzere, pekala mantıkla çözülecek hatta baştan mantık kullanılsa hiç ortaya çıkmayacak bir çok mini mini sorun insanlar tarafından düzenli olarak, aynı anda ve sürekli yaratılarak devasa bir çığ gibi maruz bırakıldırılıyor. evet ben uydurdum. sonra ipeyk niye sinirli.)

 

1 Yorum

Filed under aile, çevre, çocuk, insan olmak, kültür, saçmasapanlıklar, şikayetlerim

İrem Hanım’ın Diş Buğdayı Partisi

Hafif.org’a zamanında yazdığım yazıları sitenin kapanması nedeniyle buraya aktaralım bari.

17 Mayıs 2006 17:09

 

FLAŞ FLAŞ FLAŞ
İrem Hanımın Diş Buğdayı töreni geçtiğimiz Cumartesi günü evlerinde verdikleri partide gerçekleştirildi.
Henüz on aylık olan İrem annesini gururlandırarak, uzun zamandır merakla beklenen ilk dişini 20 Eylül’de çıkarmıştı.
İşin ilmini kapan sevimli İrem, üç gün sonra ikinci dişini de çıkardığından, dostları arasında “çiftdiş” olarak anılıyor.
Gelişmeler nedeniyle yayınını keserek haber giren CNN muhabiri, “İrem Hanım’ın bu kadar kısa bir ara ile iki diş birden çıkarması para piyasalarını olumlu yönde etkiledi” diyor. İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda yaşanan rekor yükseliş yatırımcıları da sevindirdi. Biberon, emzik ve mama üreticileri hisselerinde belirgin bir düşüş yaşanırken, süt ve bisküvi hisselerinde tepki alımları ile borsa günü belirgin bir yükselişle tamamladı.
İkinci dişini hayranları ile buluşturan İrem Hanim, “Geç olsun temiz olsun dedim ve çok çalıştım ama içime sinen bir diş çalışması oldu. Bu dişleri çıkarırken kesinlikle ticari kaygı taşımadık. İki dişi bir arada çıkartmak çok güzel, çok yakında bir “best of” diş serisi daha çıkaracağım, bu dişler bu sezona damgasını vuracak” şeklinde gülücükler yaptı.
Magazin programlarının tamamı hafta boyunca “teyzesi tarafından özenle giydirilen İrem Hanım’a on üzerinden on verdik ve haftanın şıkı seçtik” seklinde yayınlar yaptılar.
Annesi İpek Hanım’ın müjdeli haberi üyesi olduğu gruplara yayması ile gelen tebrik ve hayırlı olsun mesajları sayesinde superonline mail hatlarında geçici olarak yoğunluk yaşandı. Bu yoğunluğa hazırlıklı olmayan superonline yetkilileri, acilen bir düzine İnternet mühendisi ile olayı çözümlediler. Tebrik ve hayırlı olsun mesajlarına sırf bu iş için kiralanmış bir yazılım uzmanı tarafından teşekkür mesajları gönderilmeye devam ediliyor.
Diş buğdayı (Hedik) partisi öncesi evini muhabirlerimize açan ve çok sevinçli olduğu gözlerden kaçmayan İpek hanim, hazırlıklar sürerken sorularımızı yanıtladı.
Diş buğdayını, daha önce gruplarda yer alan ve çok tutulan “Leyla’nın diş buğdayı(*)” tarifine göre hazırladığını belirten İpek Hanim, Leyla hanıma da gıyabında teşekkür ederken, “aşağı yukarı 15 kişi için yarim kilo buğday yeterli oluyor, ancak marketlerde hediklik buğday olmadığından, biz hediğimizi aşurelik buğdayla yaptık ve pudra şekerini tarif edilenden daha bol kullandık.” dedi.
(*)Meşhur, “Leyla’nın diş buğdayı” tarifi için yazının sonuna bakınız.
Parti sırasında nazar duaları, maşallahlar ve “elemterefiş, kem gözlere şiş” tekerlemeleri ile yenilen hedikten sonra, merakla beklenen an geldi. İrem hanim mesleğini seçecekti. Tüm gözler halinin üzerine serilmiş çarşafın üstündeki malzemelere çevrildi. (steteskop=doktor; CD/mouse=bilgisayarcı; makas=terzi,desinator; boya=sanatçı; kitap=okumuş kişi; altın bilezik=meslek sahibi; kaşık=asçı,iyi yemek yapan kişi; cep telefonu=iletişimci,is kadını; kalem=yazar; hesap makinesi=muhasebeci; cetvel=mühendis; para=zengin; vb) Bu malzeme dizme esnasında birisi, kredi kartı da koyalım dedi, akabinde yapılan “kart finans” esprisi yüzünden bu fikir çok kötü bulundu.
Çarşafın üzerine İrem görmeden yarim daire seklinde dizilmiş Tüm bu eşyaların ortasına aniden oturtulan İrem’in ilk eline alacağı şeyin gelecekteki mesleğini ortaya çıkaracağına inanılıyor. İrem, uzun bir kararsızlık ve ince ince süzme sonucu ilk olarak alkışlarla cep telefonunu eline aldı. Telefon elinden alınıp kenara kondu ve ikinci tercihi gözlendi. İrem gene uzun uzadıya araştırdıktan sonra Mouse’a el attı. Nihayet birinin aklına yere kitap koymak geldi ve İrem’in uzun uzun arandığı şeyin kitap olduğu, derhal atılıp kitabi kapması ile anlaşıldı.Misafirleri uğurlarken gelen hediyeler için ayrı ayrı teşekkür eden İpek hanim, “bu benim en mutlu günüm, darısı kızımın yürümesine inşallah” dedi.
Leyla’nın diş buğdayı tarifi
Bir gün önceden 1 tencereye buğday ve başka bir tencereye nohut isliyorsunuz. Ertesi gün nohudun sari suyunu döküp nohudu ve ayrı tencerede buğdayı kaynatıyorsunuz.Çok çabuk pisti benimki. Carrefourdan almıştım.
İkram şekli : Kaselere 2 çorba kasığı buğday, üzerine 1 çorba kasığı nohut, üzerine dövülmüş fıstık ve onun üzerinde çok az pudra sekeri. Görüntü ve tat mükemmeldi. Arzu edenler kasenin birine para yanda boncuk koyuyor ve bulan bebeği bastan aşağı giydiriyor. Ben de yapacaktım ama zaten gelenler acayip hediyeler getirince vaz geçtim.

Yorum bırakın

Filed under aile, çocuk, ben yazdım, iştahlı işler, severim paylasirim