Kedi Şah Bulgus Mat!

Kedileneli 3 yıl olmuş da 4 yıla merdiven dayamışız. İki kedili eviz.. Evde 6 baş horanta, bi gişim bi başım üç oğlum bi gızım ;) gül gibi geçinip gidiyoruz.

Kediler kısırlaştırıldıktan sonra idrar yolları sorunları yaşadılar, mamayı değiştik, veterinerden Royal Canin kısır erkek kedi maması alıyoruz. Ancak kumu asla değiştirmedik, Temizmama.com kalın taneli bentonit kum en iyisi.

Kedişler de temiz pak da, kum kutusuna girip çıkarken ayaklarını silkeliyorlar kum saçılıyor.. Ne bileyim zıplayıp çıkmaya çalışırsa yine kum yerlere.. banyo sürekli alanya sahilleri gibi kum içinde. Süpür süpür baş gelemedim. Canları sağolsun da bendeki de fıtık.

Meşhur Bulgu’s ürünlerinden birini aldım. Kedi paspası.

bulgus paspas

1 numarada Bulgus paspas yayılır yayılmaz patileyip hayırlı olsun diyen Müdür’ü görüyoruz.

Kumların yere değil paspasa dökülmesi için 110 lira verilir mi?

  • 110 vermedim zaten indirim kullandım..(*)

Evde eski banyo halısı da var, milyoncularda halımsı naylon şeyler de var neden kullanmadım?

  • Kullandım tabii kullanmaz olur muyum?
  • Apartmanda halı, paspas, kilim, masa örtüsü vb silkelenmez, bahçeli evde oturmadığımız için o tür bir çare bize çözüm olmazdı.
  • Paspası halıyı makineyle her gün 5 kere süpürecek vakit yok ayrıca kumu makineye doldurmak istemiyorum.
  • paspasa basan kedi ya da insan kumu etrafa sıçratıyor. İnanılmaz bir şekilde paspas ve paspas çevresi yine kumsal oluyor.

Bulgus Mat farkı şu:

  • Çift cidarlı.. Bir alt yüzü var böyle araba paspası gibi kalın ama dokuma gibi de..Bir de üstte petek doku var. O da plastik gibi ama esnek. Dökülen kumu topluyor tamam, ama içine topluyor. üzerinde kalmıyor. O yüzden de kumlar banyoya giren çıkan herkesle beraber etrafta dolaşıma çıkmıyor. paspasta sabit kalıyor, paspası münasip gördüğün bir vakit kedinin kum kutusuna boca ediveriyorsun… iş biter fiş gider.
  • Görüleceği üzere, 1 günde saçılan kumun miktarı faraşta belli, beş gün boyunca serili kalan Bulgus sonrası 3-5 adet kum vardı ortalıkta. Gerisini bulgus yedi, biz de geri kum kutusuna döktük.

Daha evvel almalıydım..

 

 

(*) indirim kodu ister misiniz?

BULGUS2018

Kodunu sipariş ekranına girin. Büyük indirim fırsatını kaçırmayın…

Reklamlar

1 Yorum

Filed under Kedi, severim paylasirim

Sevgi neydi? Sevgi emekti..

Yok deve. Mızmız milenyallerin çok bayıldığı bir cümle var bugün elimde.. “emeğe saygı”. Ben pozitif bilim insanıyım cınım. Görelim:

Lise fizik dersi. İş’in tanımı. Kuvvet x yol yani çok kabaca 1 kilo yükü 1 metre ileriye iterseniz 1 birim iş yaparsınız ki o da harcanan enerjiye eşittir.

Eğer bir binayı 1 metre ileriye itemezseniz yani yol=mesafe 0 ise iş de 0 olur. İş miş yapmadan eşek gibi enerji harcamış olursunuz.

Yani bir ay boyunca günde 4 saat denize tükürüyorsanız ortada bir iş yoktur, yani emek sıfırdır.

Yani bomboş videolar çekip yutuba koyunca ve kimse beğenmeyince, beğenmediğini de dümdük söyleyince alınmamak gerekir.

“İmi imiği siygi” diye biklenen milenyali kızılcık sopasıyla dövmek lazımdır.

Ne emeği? Hangi emek?

Yorum bırakın

Filed under bilgisayar, internet, saçmasapanlıklar

Paralar paralar bozulmasın aralar

Her insanın en temel ihtiyaçları beslenme, barınma ve giyinme olarak sıralanır.

Onun arkasından gelen üç kalem ise eğitim, sağlık ve adalettir.

Bu serinin arkasından gelen herşey göreceli olarak lükstür. Mümkünse her vatandaşa bu haklar ücretsiz olarak sağlanmalıdır.

Benim bugünkü fikrime göre, elektrik, su, doğalgaz ve internet bağlantısı da ücretsiz olmalıdır. Bu üç kalem giderin sıfırlanması gerektiğini düşünüyorum. Evde ya da işte kullandığım duvara, pencereye nasıl para vermiyorsam aydınlatması ve ısınması için de para ödememeliyim. Zaten niye ödediğimi de anlamıyorum. Birinin aklına gelmiş “dur bundan para alalım” demiş sonra da öyle devam etmiş gibi sanki… Elektrik ve su ve internet niye paralı olsun?

Ha illa lazımsa her birey kelle vergisi öder, aynı otelde yaşar gibi, tüm hizmetlerden faydalanır.

Yorum bırakın

Filed under ben yazdım, icatlar, insan olmak, internet, saçmasapanlıklar

HygGül(*)

Dün Gül’le buluştuk. Bebekliğini bilirim, büyüdü, yaşından yaşıtlarından çok daha olgun kafasıyla sohbet etmekten en keyif aldığım insanlardan biri oldu çıktı.

En son iki üç yıl kadar önce telefonlaşmıştık. Yüzyüze ne zaman görüştük bilmiyorum.. İnsanin introvert oluşunu normal karşılayan arkadaşları olması güzel.

Geciktiğim icin beni avm’de zara kurcalayarak degil bahçedeki çimenlere oturup bekleyen biri.

Kendi kendisiyle dalga geçebilen, hiç kimseyi yargilamayan, küçümsemeyen, her şeyi etraflıca düşünüp karara bağlamış ve zaman zaman eski yıllarındaki kararlarla kıyaslayıp gelişimini ölçen biri. Kafasının içi parlak yorumlarla dolu. Konuştuğu zaman yeni bir pencere açıyor mevzuya, farklı bir ışık yakıyor masaya.

Dünyayı ve evreni 4 hatta 5 boyutta görüyor. Düşünceleri esnek. Kaskatı çerçevelere tıkılmış tekdüze düşüncelerden uzak. Böyle insanlara ne çok ihtiyaç var dünyada; dizilere, sahte gündemlere, diğer insanlara takılmayan, okuyan okutan, çocuklarına rehberlik eden, yanında rahat ettiğin, gerilmediğin, olduğun gibi kabul edilip sevildiğin, içi dışı iyi insanlar.

İyi ki varsın Gül.

(*) hygge : Tek bir karşılığı olmayan ve diğer dillere tam olarak çevrilemeyen hygge’yi tanımlamak için rahatlık, huzur, içtenlik, bir aradalık gibi pek çok farklı kelime önerilebilir ancak bunların hiçbiri tek başına yeterli olmayacaktır.

Hygge

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Kuşak Farkı Farkındalığı

İnsanlar oturup incelemişler. Nesiller arası bir değişiklik, bir kopukluk var ama neden? Nasıl oluyor da oluyor?

Değişik ortak özellikleri olan kuşaklar saptanmış. onar yıl arayla gitmekteler. X,Y,Z kuşağı diyor Amerikalılar. Ben isim vermek istemedim ama düşünürseniz siz bulursunuz.. Ams bir kuşağın adı illa ki olacaksa, doğdukları değil genç oldukları yılların adı olur bunu da unutturmayalım. yani 80 kuşağı 1980’de doğmadı. 1980’de 10-18 yaş arasındaydılar.

hard

hard times

Zor zamanlar güçlü adamlar yetiştirir. Güçlü adamlar iyi devirlerde hüküm sürerler. İyi devirlerde zayıf adamlar yetişir. Zayıf adamlar zor zamanlar yaratırlar.

 

Cumhuriyet kuşağı.. 1923’ten itibaren doğanlar. Yeni bir ülkenin yeni insanları olarak büyüdüler, kendilerine epeyce umut bağlandı, en fakir köylerden bile çıksalar okutulup adam edildiler.

Savaş sonrası doğan kuşak.. 1940’larda doğdular, 60’larda büyük oldular.Bütün aile bir evde yaşayan, kültürlü, radyodan ajans dinleyen, Beyoğluna kravatla çıkan kuşak. Çok sıkıntıda büyüdüklerinden, çok sert ve savaşçı insanlardı. Ana babalarından gördükleri gibi çocuklarına baskı uyguladılar.

Onların çocukları ise 50’li yıllardan itibaren doğdular. O baskıdan nefret ettiler ve aykırı yaşamak için fırs60 at kolladılar. Meşhuuur 68 kuşağı işte… Kendileri herşeye asi herşeye muhalif. Dünyayı kurtaracaklardı, kurtaramadılar. Ne ana babalarının yolunda gitmek istediler ne yeni bir yol açabildiler, kendi çocuklarını alabildiğine rahat yetiştirdiler.

Bu yeni kuşak, 60’ların bebekleri, ilk tv yayınını, aya gidenleri, birbirinden güzel bolluk yıllarını gördü. Beri yandan rahat en çok bunlara battı. Sağcılık solculuk oynamaya başladılar. Kendi beyinlerini bırakıp başkalarının fikirlerine bel bağladılar. Her şekilde karşı grubu suçladılar ve politikaya bulaşmasınlar diye çocuklarını da “biz haklıyız onlar haksız” diye büyüttüler. Sormak sorgulamak yasaktı. İnan gitsin ne uğraşcan?

70’lerde doğanlar çocukluk ve gençliklerini apolitik ama şen şakrak geçirdiler. Televizyon çocuğuydular. Vur patlasın çal oynasındı. Atariler, Commodore’lar, Anadolu liseleri, yurtdışından ithal her bir malzeme.. Herkes en kalitelinin peşindeydi. Pembe yahut yeşil gözlüklerle büyüdüler ve gençlikleri de “benim kapalı arkadaşlarım var” ya da “benim açık arkadaşlarım var” olarak ayrıştırmaları, etiketleri normalleştirmekle geçti. Bunlar genel gidişattan, alışılmış düzenden hoşnut değiller ve çocuklarını dünya vatandaşı olarak yetiştirme derdindeler.

80’lerde doğanlar en şanslıları. Herşeyi salata gibi bir arada yaşadılar. AKP öncesi dönem diye bir şeyden haberleri yok, ülke hep böyleydi zannetmekteler. Çocuklarını “bizim zamanımızda yoktu, bunların her şeyi olsun” eksik mantığıyla büyütüyorlar. El kadar çocuklara milyarlık telefonlar verilmekte.

2018 itibariyle elimizde milenyaller var. Milenyum dediğimiz 2000 civarı doğan ve şu an yeni yeni ergenliği biten grup. Alayı internetle, starbaksla, binbir kanallı hd tv’lerle ve ayfonla büyüdü, evvelki nesilleri taş devri kuşağı olarak görmekte mümkünse tümünün aniden ölmesini dilemekteler.

Bunları en güzel şurada bulabilirsiniz.

1 Yorum

Filed under internet, kültür, severim paylasirim

Rusty lake oyunları sırası

Rusty lake oyunlar

1. Cube escape: the lake

2. Cube escape: seasons

3. Cube Escape: Arles

4. Cube escape: harvey’s box

5. Cube escape: case 23

6. Cube Escape: the mill

7. Cube Escape: birthday

8. Cube Escape: theatre

9. Cube Escape: the cave

10. Cube Escape: paradox

Yorum bırakın

Filed under Diğer

Moralinden öpüyorum(*)

Babam rahmetli, doktordu. Odacı(**)sına tansiyon ölçmeyi öğretmiş, hasta sıra beklerken odacı da tansiyonunu ölçüyor o arada.

Ama sağlamcı adam olduğundan, bir kere de kendisi ölçüyor muayenede.

Hasta “hocam ona yedi” diyor (10-7) babam ölçüyor 15-10…

!?!

Başka hasta “doktor bey maşallah büyüğü sekiz” diyor, babam bakıyor 15-9…

Öğle arası odacıyı kenara alıyor..

“Ali bu ne iş? Ölçtüğün tansiyonlar hep yanlış, unuttun mu ölçmeyi naaptın?”

“Hocam unutmadım da, “tansiyonun onyedi” deyince hastanın morali bozuluyor, ben kasten düşük söylüyorum ki sevinsin”

Bunu niye yazdım?

1- bilim ölçümlere ve ölçümlerin yorumlamasına dayanır. sallamasyon olmaz.

2- yetki verdiğin adamları sık sık kontrol edeceksin. hatta arada aleti de kalibre edeceksin.

3-  hastanın morali değil, sağlığı bizim işimiz, “oh tansiyon düşük” der eve gider turşu yer gümler gider..

Bir derecelik bir sapma yaparsan, (trigonometri bilenler?) 100 santim ilerde hedefinden 1,75 cm uzaklaşmış olursun… o yüzden her derecenin önemi var, “aman ne olacak yuvarlak hesap yapalım” diyemezsin..

kopru.jpg

 

(*) kalbinin ekmeğini yemek, kalbinden öpüyorum, emeğine sağlık gibi vıcık yeni deyimleri sevmiyorum.

(**) odacı= halen var mı bilmiyorum, devlet memurlarının oda kapısında bekleyen, girişi çıkışı denetleyen, masa başında oturan kişinin çay may gibi ihtiyaçlarını karşılayan, getir götürünü yapan personel. bir tür vale/danışma/hostes arası bir şey. İyi bir odacı altın değerindedir.

Yorum bırakın

Filed under aile, kültür, kinsan